
*Ölümü değersizleştiren bir dostluk! Doğru olanın kuralı! Doğrulara tapınma! İnsanı umutlandırmıyor mu? Bir düşünün! Geleceğin bize ait olduğunun kanıtı bu; doğru düşünen, doğru hareket eden kadınlar ve erkekler; yoğun ama anlamsız heyecanlar, hayvansı bedenin duyduğu arzular, benlik ve soya karşı duyulan sevgi, kutsal doğruluk güneşinin üstüne çöken şafakla beraber ortadan kayboluyor! Mantık -buraya dikkat edin, doğru mantık- her zaman galip gelir! Bir gün tüm insanoğlu, yaratılışının veya içine saplandığı dipsiz bataklığın yardımıyla değil ancak en doğru ve de en asil olan mantık sayesinde kendini kurtaracaktır.
*“Söz verdi.” Basit ama oldukça ikna edici bir cevaptı.
*“Sence de bu güzel bir delilik -doğru kelime bu olmasa bile- değil mi? Burada düşünce ve doğruluk hüküm sürer. Akılcılığın ve istencin doruk noktasının bu olduğunu düşünüyorum. Bu âna tanıklık et. Orada beni öldürmeye niyetli yedi tane adam var. Onlara karşı aynı niyete sahip olan bense buradayım. Buna rağmen söz vermek denilen mucize sayesinde ateşkeste karar kılabildik. Bu ancak kişinin kendini üstün ahlakla kısıtlaması sayesinde mümkün olabilir.”
*İşte tam o anda Hall ve Grunya, felsefeci-suikastçıların gerçekten de ölümden korkmadıklarını anladılar. Tıpkı iddia ettikleri gibi, insanın doğası onlar için bir engel değildi. Zihinsel süreçlerinde yaşam sevgisine duyulan herhangi bir tutkuya yer yoktu. Bildikleri tek şey düşünceye olan sevgileriydi.
*Eğer verilen söze mutlak bir güven duyulmuyorsa, eğer bu söz tıpkı dünyayı bir arada tutan kirişler kadar sağlam değilse, o zaman varoluş tüm umudunu yitirir ve böylece tüm yaradılış, özündeki bu sahtekârlıktan dolayı kaosun içine sürüklenir. Biz böyle bir sahtekârlığı reddediyoruz. Biz eylemlerimizle, verilmiş olan sözün kesinliğini perçinleriz.
*Lombozun pirinç çerçevesine dayanmış duruyor ve iç geçiriyordu. Düşünceleri, son dokuz ay ile kıl payı kurtulduğu saldırılar arasında gidip geliyordu. Yorgun düşmüştü, hem fiziksel hem de zihinsel olarak. Yaştan, diye düşündü. Hayat denkleminde insan beyninin üzerinde kontrol kurmaya ya da değer biçmeye gücünün yetmeyeceği tek değişken yaş.
*Duygusalların kaderi sadece tahmin edilebilir olmakla kalmaz, aynı zamanda başlarına geleni de hak etmiş olurlar.
*İnsan yargılayamaz; sadece yargılanabilir. Ayrıca bireyler tarafından da değil, sadece toplum tarafından.
*Doğruluk. Ahlak ve doğruluk. Sahip olduğumuz tek şey bu; fakat bize bu kadarı yeter. Hall, bu adaların şöyle bir özdeyişe sahip olduğunu biliyor muydun, Ua mauke ea o ka aina i ka pono. “Toprağın ruhu, doğrulukla korunur” anlamına geliyor.