
Altını Çizdiklerim;
*Bir ülkeye girmek için hükümdarın güçlü bir orduya sahip olması o kadar da önemli değildir.
*Mağdur olan insanlar ise sadece bir azınlık teşkil etmektedir, yoksul bırakıldıkları ve korkutuldukları sürece asla zarar veremezler.
*Çok az zarar verildiğinde insanlar intikam alabilirler, fakat şiddetli bir şekide mağduriyete uğramış olanlarsa buna teşebbüs edemezler.
*Savaşı ertelediğinizde sadece karşı tarafa avantaj sağlamış olursunuz.
*İnsanlar, fenalık umdukları kişiden iyilik gördükleri zaman bu iyiliği yapana karşı daha çok minnet duyarlar.
*İnsan doğası gereği, kendisine yapılan iyilikler için olduğu kadar yaptığı iyilikler için de bağlılık duyar.
*İnsanlar o kadar sağduyudan yoksundurlar ki, başlanğıçta tadı lezzetli olan bir yemeğe başladıklarında onun zehirli olup olmayacağını farkedemezler.
*İnsanoğlu kendisinden korkulan bir kişiden ziyade kendisini sevdiren kişiye zarar vermekten daha az endişe duyar.
*İnsanoğlu genelde ellerinden ziyade gözleriyle yargılar. Çünkü herkes görebilir; ancak az insan hissedebilir. Herkes, göründüğünüz şekilde sizi görür; fakat sadece bir iki kişi gerçekten sizin kim olduğunuzu anlar.
*Sıradan halk daima gördüklerinden ve sonuçlarından hoşlanır.
*İnsanlar geçmişin icraatlarından ziyade yaşadıkları günün icraatlarıyla kazanılırlar.
*Deniz sütliman olduktan sonra bir daha asla fırtınanın gelmeyeceğini sanmak, insanoğlunun ortak basiretsizliğidir.
*Daima tek bir yöntem takip ederek gelişme kaydettiğinden karakteri neyi gerektiriyorsa onu yapan kişi, kendini değişiklik yönünde ikna edemez.
*Talihin kadın gibi olduğunu ve uysal olduğunda onu bastırmak ve sindirmek gerektiği için fevri hareket etmenin, düşünceli davranmaktan daha iyi olduğu kanaatini destekliyorum.