
Altını Çizdiklerim;
*Modernleşme süreci her yerde işbaşında olsa da etkileri bir kültürden diğerine farklılık gösteriyor.
*İnsan içinde yaşadığı çağdan kaçamaz.
*Bir kültürün kendine özgü özelliklerinin aktarılamazlığı yüzünden sadece biçimler aktarılabilir.
*Sovyet düşmanlığıyla birlikte Arap ve Müslüman düşmanlığı duygusu çağdaş Batı’nın en güçlü ve denetleyemediği korkularından birini temsil etmektedir. Hatta, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana, Yahudi düşmanlığının yerini almasıyla Arap düşmanlığı daha da arttı. Arap ve Müslüman, hem toplumlarımızdaki istenmeyen unsurlar-göçmen- hem de paranın lanetli gücü olarak bir bakıma Yahudi’nin yerini aldı.
*Geleneksel sosyal yapılar, kendine özgü bir oluşumun kaynağı olarak algılanabilecekken, geçmişin olumsuz bir uzantısı, modernliğe karşı çağdışı bir direnme gibi algılanmaktadır.
*Sömürgecilik böyle gelişir işte, değersizleştirmekten yeniden değer vermeye doğru; çünkü, sonunda parçalayacağı şeye değer kazandırabilmek için onu değersizleştirme gereksinimi çok büyüktür.
*Batılı hükümdarların Bizans’a ilgisizlikleri o kadar derindir ki; 1402’de Timurlenk’in akınları altında düpedüz yok olma tehdidi altındaki Osmanlı İmparatorluğu’nun ani çöküşünün sunduğu beklenmedik boşluktan yararlanmak hiçbirinin aklına gelmez. Bu kayıtsızlığın İslam’a karşı aniden baş gösteren bir hoşgörüyle hiçbir ilgisi yoktur. Bu daha çok, Yunanlı Hıristiyanlar’la Latin Hıristiyanlar arasında daha Birinci Haçlı Seferi sırasında kendini gösteren ayrılığın bir ifadesidir.
*12. yüzyılda “filozof” ve “müslüman” terimleri kimi Avrupalı bilginler için neredeyse aynı anlama gelmektedir.
*Batılılar’ın imanından kuşkusuz daha az ateşli ve daha az fanatik olan Bizans Hıristiyanlığı daha ılımlı, daha insancıl, tavırlarında Müslüman komşularınkine daha yakındır.
*Gerek Bizans Hıristiyanları, gerekse Küçük Asya ve Suriye’de yaşayan Hıristiyanlar’la İslam dünyası arasında, Batılı dindaşlarıyla olduğundan çok daha fazla yakınlık vardır.
*Haçlı seferinin açıklaması bizzat Avrupa’nın kendisinde aranmalıdır, en çok da Kuzeybatı Avrupa’da, yani Akdeniz’le ve İslam’la doğrudan ilişkilerin en az yaşandığı bölgelerde.
*Haçlı seferinin Akdeniz’deki Hıristiyanlar’la Müslümanların arasındaki ilişkilerin durumuyla da hiçbir ilgisi yoktur.
*Batı’da Roma imparatorluğu’nun çöküşünden Rönesans’ın ilk belirtilerine uzanan uzun geçiş dönemini belirttiği kabul edilen Ortaçağ kavramının, bir çok tarihçi tarafından hala Akdeniz dünyasının tamamını içine alacak biçimde kullanılması bir dil yanlışlığıdır. Batı Avrupa’da işaret ettiği büyük tarihi gerçeklik bakımından bile sorunlu olan bu kavram, taşıdığı gerileme ve içine kapanma düşüncesiyle, islamiyet’in ve arap uygarlığının yükselişini yansıtmaktan tamamen uzaktır.
*Bizanslar ve Araplar birbirlerini tanırlar ve karşılıklı saygıda kusur etmezler.
*Oysa Batı’daki Hıristiyan krallıklarında durum farklıdır. Bunların, 11.yüzyılın sonuna kadar İslam dünyası hakkında neredeyse hiçbir bilgileri yoktur ve dört yüzyıldan beri Akdeniz’deki italyan siteleriyle sarazenler’i zaman zaman karşı karşıya getiren saldırılara karşın, islam dünyası da onlar konusunda cehalet içindedir.
*Doğulu Hıristiyanlar için, Arap istilası bizlerin kolayca hayal etmeye yatkın olduğumuz gibi tarihi bir felaket olmamıştır. Arabistanlı göçebelerin Suriye ve Mezopotamya’nın verimli topraklarına doğru gerçekleştirdikleri yavaş ama sürekli göçlerle kısmen Araplaşmış olan, yarımadaya komşu halklar Ebu Bekir ve Ömer’in birliklerini kaygıyla olduğu kadar bir rahatlamayla da karşılarlar, çünkü onların vaarlığıyla, pek de sevilmeyen Bizans iktidarının idari zorbalıklarına ve dinsel hoşgörüsüzlüğüne bir son verilmiş olur.
*Müslüman çoğunluğun yanı sıra, üyeleri özel bir “himaye” statüsünden yararlanan kalabalık bir Hıristiyan ve Musevi cemaati de yaşamaktadır. Bu statü onlara özel bir vergi olan cizye ödemek ve kapsamıyla katılığı zamana ve mekana göre değişen birtakım kısıtlamalara (ata binme, kılıç kuşanma, müslüman bir kadınla evlenememe, kimliğini belirten ayırt edici kisveyle dolaşma) uyma karşılığında, kendi dinlerini koruyarak İslam’ın kanatları altında yaşama olanağını sağlıyordu.
*Akdenizli Doğu diyorum: yani Arap dünyası artı İran ve Türkiye, dolayısıyla Kuzey Afrika’yı da içine alan bölge. Önce Arap sonra da Osmanlı İmpartorluk tarihinin ayrılmaz parçası.
*Akdeniz’in (Mediterraneus) “topraklar arasındaki deniz” demek olan etimolojik anlamını gerçekten kazanabilmesi için Roma’yı ve Pön savaşlarını beklemek gerekecektir.