
Altını Çizdiklerim;
*1940 yılının yazında yaşadığınızı hayal edin. Almanya kendisini yeniden yapılandırmakla kalmamış, aynı zamanda Fransa’yı işgal etmiştir ve Avrupa’ya kafa tutmaktadır. Komünizm varlığını sürdürmektedir ve artık Nazi Almanyası ile müttefiktir.
*Şimdi 1960 yılının yazında olduğunuzu hayal edin. Almanya savaş boyunca büyük yıkımlar yaşamıştır. Savaşın başlamasından itibaren beş yıl boyunca büyük yenilgiler görmüştür. Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği tarafından parçalanmıştır.
*Bir seviyede, yirmi birinci yüzyıl askeri operasyonlardan daha fazla olarak Birleşik Devletler’in karşısındaki güçlerin kuvvetini zayıflatmak için yaptığı bir dizi müdahalenin dönemi olacaktır.
*Bir kabileye sadakat, bir şehre ya da bir ulusa karşı sadakat insanların doğasında vardır.
*On altıncı yüzyıldan yirminci yüzyıla kadar dünyanın herhangi bir parçası Avrupa’nın etki ve gücünden kaçamamıştır. İyi ya da kötü her şey onun etrafında dönmüştür.
A*vrupa gerçekte teknik ve entelektüel açıdan Çin ve İslam dünyasının aksine beşinçi yüzyılda onlardan gerideydi.
*Avrupa gücünü iki şeyden almaktaydı. Para ve coğrafya.
*Avrupa Asya ile, özellikle Hindistan ile yaptığı ticaret ile zenginleşiyordu. Örnek olarak baharat yalnızca yemeklere konan çeşni değil, etler için bir koruma maddesiydi; onun ithal edilmesi Avrupa ekonomisi için kritik bir öneme sahipti.
*Avrupa dünyayı egemenliği altına aldı fakat kendisine hükmetme konusunda başarısız oldu.
*Avrupa ulusları birbirleriyle yaptıkları sonu gelmeyen savaşlarla kendilerini tükettiler, fakat bunu yaparken dünyayı paylaştılar.
*Amerikan Çağı Sovyetler Birliği’nin çöktüğü 1991 Aralık ayında başlamıştır. Ancak yirmi birinci yüzyıl gerçekten 11 Eylül 2001 tarihinde başlamıştır.
*Tarihsel olarak, Balkanlar Avrupa’da bir patlama noktası olmuştur. Burası Romalıların Orta Doğu’ya ve Türklerin Avrupa’ya açıldıkları yoldur. Birinci Dünya Savaşı Balkanlarda başlamıştır.
*ABD tüm okyanusları kontrol etmektedir. Tarihte hiçbir güç bunu yapamamıştır.
*Nüfus azalması güç azalmasını da beraberinde getirir. Avrupa’da bu böyle olacaktır.
*Fabrikalarda makineleşme ve otomasyon arttıkça küçük çocukların ekonomik değerleri de azaldı.
*Amerika Birleşik Devletleri sosyal olarak taklit edilen, ama politik olarak suçlanan, kınanan bir ülkedir. Uluslar arası sistemin ideolojik fay hattı üzerindedir.
*Japonya, petrolden alüminyuma kadar tüm hammaddelerini ithal etmek zorundadır.-doğal kaynakları olmayan sanayi ülkesi- Petrol ithalatı kesilen Japonya’nın endüstri gücü hemen çöker. Bilindiği gibi 1941’de ABD hammadde ithalatını kestiği için Japonya Pearl Harbor’a saldırdı.
*Avrupa’nın ABD ya da Çin gibi bir tek ülke olduğunu söylemek gerçekçilik olmaz. AB hala 2. Dünya Savaşı’nın, Soğuk Savaş’ın ve bir imparatorluk kaybının etkisinden kurtulamamış bir ulus-devletler toplumudur.
*1978 Camp David İsrail anlaşması sonrası Mısır genişleme politikasını durdurdu, ama zaten başarılı olamamıştı.
*Kişi başına düşen gelir önemlidir ama uluslar arası güç olmak için ekonominin toplam büyüklüğü daha büyük önem taşır.
*Büyük ekonomi ve büyük nüfus, tarihte bazı ülkeleri fakirlik düşünülmeden önemli hale getirmiştir.
*Çin tarihte sadece bir kez, on ikinci yüzyılda Moğollar tarafından işğal edilmiş ve ondan sonra şimdiki sınırlarının dışına çıkmamıştır.
*Avrupalılar on dokuzuncu yüzyıl ortalarında kendini tecrit etmiş bir Çin’le karşılaştılar. Ülkede birlik vardı ama halk çok fakirdi. Avrupalılar Çin’e girdiler ve Çin sahillerini uluslar arası ticarete zorladılar.
*Büyümekte olan ekonomilerde durgunluk ve çöküş de her zaman beklenmelidir.
*Çinliler komünizme inanmasalar bile Çin’e hala inanırlar.
*Rusya 2000’li yıllarda stratejisini değiştirdi. Ruslar geçmişte denedikleri endüstriyi geliştirme fikrinden vazgeçerek, doğal kaynaklar, özellikle de enerji, mineraller, tarım ürünleri, kereste ve değerli metaller ihracatına yöneldiler.
*Stalin bir Gürcü olmasına rağmen, Gürcüler Ermeniler kadar Rusları da sevmiyorlar.
*Orta Asya, Hazar Denizi’yle Çin sınırı arasında kalan geniş bir alandır. Bölge halkı çoğunlukla Müslüman’dır ve Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra bu topraklarda sorunlar yaşanmıştır.
*Tüketici talebi ve özsermaye hassas bir denge içinde yaşamaktadır. Eğer tüketici talebi herhangi bir nedenle düşerse, ev fiyatlarından işletme değerine kadar tüm şeylerin değeri düşüş gösterecektir.
*Geçmiş elli yılın ekonomik zorunluluğu (mümkün olduğunca göçleri teşvik etmek) dönemini tamamlayıp, bu, bir çözümden öte sorun haline gelecektir. Bu yüzden krizi çözmek için ilk adım göçü sınırlandırmak olacaktır.
*Charles Dickens ve Victor Hugo’nun yazdığı Avrupa tanımlamalarını hatırlayın. On dokuzuncu yüzyıl Avrupa’sının özünü iyi anlatmışlardır-korkunç büyüme ile yoğun eşitsizlik. Eşitsizlik gelişim eksikliği demek değildir. Tam tersine, gelişmenin ek sonucudur.