
Altını Çizdiklerim;
*İnsanlar birbirlerine ne kadar kuvvetli yaslanırlarsa, birbirlerinden korkmadıklarından o kadar emin olurlar.
*Gürültü, kitlenin ümit ettiği desteğin vaadi ve gelecekte yapılacak işlerin mutlu bir kehanetidir.
*Temsili suretlerin yok edilmesi, artık reddedilen bir hiyerarşinin yok edilmesidir.
*Bir şeyi ateşe veren kitle kendisini karşı konulamaz hisseder; ateş yayıldığı sürece herkes kitleye katılacaktır ve ona düşman olan her şey yok edilecektir. Kitle sembollerinin en güçlüsü ateştir. Yıkım sona erdikten sonra, ateş de kitle gibi sönecektir.
*Vaaza katılan bir adam kendisi için önemli olanın vaaz olduğuna dürüstçe inanıyordu ve oradaki çok sayıdaki dinleyicinin mevcudiyetinin ona vaazdan çok daha fazla tatmin verdiği söylenecek olsaydı, buna çok şaşırır, hatta hiddetlenirdi.
*Kiliseye gitmenin düzenliliği ve belirli ayinlerin birebir ve bildik tekrarı, kitleyi evcil halde tutar. Bu törenlere ve bunların belirli zamanlarda tekrarı, daha sert ve daha şiddetli ihtiyaçların yerini tutar.
*İnananlar belirlenmiş yer ve zamanlarda bir araya gelirler ve her zaman aynı olan etkinlikler aracılığıyla, tehlike yaratmadan üzerinde iz bırakan ve giderek alıştıkları, ılımlı bir kitle duygusu içine sokulurlar.
*Kitlenin dağılma korkusu her amacı kabul edeceği anlamına gelir. Bir kitle erişilmemiş bir hedef olduğu sürece var olur.
*Çok daha pasif türden durgun kitleler tiyatrolarda oluşur.
*Yavaş kitle hedefi uzak olan kitledir.
*Denizin iç sınırları yoktur. Bildiğimiz herhangi bir kitle türüne tam olarak denk düşemeyecek kadar kapsayıcıdır, ama durulmuş insanlığın imgesidir de; bütün yaşam onun içine akar ve o bütün yaşamı içerir.
*Nehir yavaş kitlenin simgesidir.
*Hazinenin ait olduğu insan güçlü biri olabilir; ama onu soyacak, onunla eşit güce sahip birileri her zaman vardır. Hazinenin sahibine kazandırdığı itibar beraberinde tehlike de taşır; hazineler uğruna kavgalar ve savaşlar çıkmıştır ve hazineleri daha küçük olsaydı pek çok insan daha uzun yaşayabilirdi.
*İnsan kendisini para biriminin değeriyle özdeşleştirir; buna düşürülen kuşku ona hakarettir ve bu güven sarsılırsa, kendine duygudu güven de sarsılır. Para biriminin değerinin azaltılmasıyla kendini hafife alınmış, aşağılanmış hisseder.
*Hakkında kesin bir bilgi sahibi olmaksızın, hiçbir sosyal olayı anlamak mümkün değildir.
*Kasai nehri yakınlarında bir gölgede, Belçika Kongosu’nda yaşayan Leleler ete düşkündür. Bir konuğa sebze yemeği sunmak ciddi bir hakarettir.
*Bir ulusun her üyesi, kendisini ya da kendi temsilini, ulusu için en önemli olan belirli bir simgeyle sabit bir ilişki içinde görür her zaman. Ulusal duygunun sürekliliği, gerektiğinde düzenli olarak tekrarlanmasıyla sağlanır. Bir milletin kendisine ilişkin bilinci ancak ve ancak simgesi değişince değişir.
*Yahudiler diğer insanlardan farklıdır, ama gerçekte onlar en çok birbirlerinden farklıdır.
*Versailles Antlaşması Alman ordusunu terhis etmeseydi, Hitler amacına asla ulaşamazdı. Askerlik hizmetinin yasaklanması Nasyonel Sosyalizmin doğuşu oldu.
*Enflasyonda, birey, değerini düşürülmüş hisseder, çünkü güvendiği ve kendisini özdeşleştirdiği birim değer kaybetmeye başlamıştır; kitle de değerini düşürülmüş hisseder, çünkü milyonun değeri gerçekten de düşmüştür.
*Birlikte yemek yiyen insanların hepsinin birbirine belirli bir itibar gösterdiği açıkça bellidir. Bu zaten paylaşma durumu ile ifade edilir. Önlerindeki ortak tabaktaki yiyecek orada bulunanların hepsine aittir. Herkes biraz alıp diğerlerinin de almasını sağlar. Herkes adil olmaya ve başka birinin zaafından istifade etmemeye çalışır.
*Ailede, koca yiyeceği getirir, karısı da bunu onun için hazırlar. Kocanın adet olduğu üzere karısının hazırladığı şeyleri yemesi, aralarındaki kuvvetli bağın oluşmasını sağlar. Aile fertlerinin sık sık birlikte yediği yerde aile hayatı daha içli dışlıdır. İnsan bir aileyi düşününce, gözünün önüne bir masanın etrafında oturan anne, baba ve çocuklar gelir. Her şey bu ana bir hazırlıkmış gibi görünür. Bu sahne ne kadar düzenli ve sık tekrarlanırsa, böyle birlikte yemek yiyenler kendilerini o kadar bir aile hissederler. Aile masasına kabul edilmek neredeyse aileye kabul edilmek anlamına gelir.
*Annenin tutkusu yemek vermek, çocuğunu yemek yerken ve yediklerinin faydasını görürken izlemektir; çocuğun büyümesi ve kilosunun artması değişmez amaçdır.
*Paranoyak bir yönetici, tehlikeyi şahsından uzak tutmak için her aracı kullanan biri olarak tanımlanabilir. Tehlikeye meydan okuyup onun karşısına çıkmaktan ve sonucu kendi aleyhine olabilecek bir savaşa katlanmaktansa, konunun etrafında dolaşarak ve kurnazlık yaparak tehlikenin kendisine yaklaşmasını engellemek ister.
*Paranoid yapıdaki bir insan asla affetmeyen ya da ancak büyük zorluklarla affeden, bunu düşünerek uzun zaman geçiren, affedilecek bir şeyi asla unutmayan ve affetmek için kendisine karşı yapılmış düşmanca edimler icat eden bir insan olarak tanımlanabilir.
*Hiçbir itiraz kabul etmemek emrin doğası gereğidir. Emir ne tartışılmalı, ne açıklanmalı, ne de sorgulanmalıdır. Kısa ve nettir, çünkü anında anlaşılmalıdır. Anlaşılmasındaki her gecikme, emrin gücünü azaltır ve arkasından uygulamanın gelmediği her tekrarıyla canlılığını yitirir ve sonunda tükenir, iktidarsızlaşır.
*Maskenin asıl işleyişi dışa yöneliktir, maske bir figür yaratır. Maske çok şey ifade eder, ama daha fazlasını saklar.
*Maskeyi takan gerçekte kim olduğunu pekala bilir; ama onun görevi maskeyi oynamaktır. Bunu yaparken, taktığı maskenin doğasına denk düşen, belirli sınırlar içinde kalması gerekir.
*Takan insan, günlük benliğinde kalarak, onu manipüle etmelidir ve aynı zamanda bir gösterici olarak maskeye dönüşmelidir. Maskeyi takarken, böylece iki insan olur ve bütün gösterisi boyunca böyle kalması gerekir.
*Kişisel bağımsızlığa en yüksek değerin verildiği ülkelerde, insanlar başka yerdekilerden daha sık ve daha uzun süreler için ayakta durur. Örneğin İngilizler, içki içme eyleminin çoğunun ayakta yapıldığı, pub’lara özellikle düşkündürler. İçki içen kimse herhangi bir zamanda, merasimsiz oradan ayrılabilir. Küçük ve göze çarpmayan bir hareketle arkadaşlarına veda eder; böylelikle resmi bir biçimde masadan kalkmış olmasından çok daha az kısıtlanmış hisseder kendisini. Kalkmak, gitme niyetini duyurmakla aynı şey olurdu ve bunu yapmak zorunda olmak onun özgürlüğünü sınırlardı. İngilizler özel partilerde bile, uzun kalmaya niyetlerinin olmadığını belirtecek şekilde ayakta dururlar.
*Zengin bir insan, bir yönetici ve ünlü kişi arasındaki fark şudur:
-Zengin bir insan sığır ve tahıl ya da bunların yerini tutacak para biriktirir. İnsanları sorun etmez; biriktirdikleri onları satın almaya yeter.
*Yönetici insan biriktirir. Tahıl, sığır ya da paraya, insanları elinde tutmak için bunlara ihtiyacı olması dışında, hiçbir değer vermez.
*Ünlü kişi sesler korosu biriktirir. Bütün istediği onların kendi ismini tekrarladıklarını duymaktır.
katalepsi; adalelerin kasılmasıyla, irade ve hissin birdenbire kaybolduğu bir hastalık.
swastika; gamalı haç.