Terbiyesizliğin Teorisi

İlk Baskı Yılı: 
Kategori: 
Kitap Hakkındaki Düşüncelerim / Yorum: 

Altını Çizdiklerim;

*Toplumun geneline aykırı düşen damgalanmış grup ve kültürleri kenar gruplar ve kenar kültürler olarak nitelendireceğim. Bir insan aynı anda birkaç gruba birden aidiyet gösterebilmektedir.

*Eğer bazı insanlar, toplumun bütününe ters gelen bir takım fikir ve pratikler geliştirmişlerse burada bir kenar kültürden bahsedebilmek mümkündür.

*Çeteler planlanma neticesinde değil aniden ve kendiliğinden oluşmakta, mensuplarına samimi ilişkiler kurma imkanı sağlamaktadır.

*Çeteler bu bakımdan işsizlik, düşük ücret, kötü hayat şartları ve ailelerin parçalanması gibi sosyal sıkıntılara karşı bir reaksiyon ifadesi olmakta ve mensuplarına kolektif eylemler, heyecan, zevk ve romantizm temin etmektedir.

*Bir toplumun elbette kuşatıcı bir üst kültürü bulunmaktadır. Kullanılan dil ve genel kabul gören kurallar bu kuşatıcı kültürün unsurlarıdır.

*İnsanoğlu varolduğundan beri itibar ve iltifat  peşindedir. Bu yüzden kendinden aşağıda gördüğü insanlarla arasına bir sınır çizerken, yukarıda olanlarla kendi arasındaki sınırı da mütemadiyen aşmaya çalışmaktadır.

*Dilenci ve diğer ‘terbiyesiz’ insanlar, dindarca davranışlar sergileyerek ‘uslu vatandaşların’ dindarca duygularını harekete geçirmeye ve böylece onlardan sadaka elde etmeye çalışmaktadır.

*Serseri ve bitirimler, hayatları bilinmezliklerle dolu olduğu için sihre büyük önem vermektedir.

*Mongardini’ye göre sihir ‘karışıklık anlarının dinidir.’

*Avareler kendilerine anlayış gösterecek insanlar arasına katılmaktadırlar. Köy ve taşra onlara bu imkanı vermediği için şehri tercih etmekte ve şehrin kendilerine sunduğu içtimai serbestlikten istifade etmeye çalışmaktadırlar.

*“İman ve nifak! Bunlar hep bir arada bulunurlar. Kilise korosunda ilahi okuyanların ekseriyeti mümindir ama bunlar içinde zevk için şarkı söyleyen ve ayinleri, çıkarları için kullananlarda vardır.

*Roma hukukuna göre sahibi olmayan her şey ve yabani hayvanlar aristokratlara ve krala aitti.

*Görüldüğü gibi bu çete ve gruplarda belli bir etnosentrizm söz konusudur. Bu gruplara mensup olanlar rakiplerini her ne surette olursa olsun aşağılama hakkını kendilerinde görmektedirler.

*Şiddet olgusuna öyle iddia edildiği gibi sadece toplumun alt kesimlerinde yani varoşlarda yaşayan proleter kesimde rastlanılmamaktadır. Taraftar dernekleri toplumun her kesiminden insanı bir araya toplamaktadır.

*Taraftarların birbirlerine karşı savaşçı tavırlar takınmasının sebebi, rakibi yıldırmak onlara kuvvet, sertlik ve yiğitlik göstermek istemeleridir.

*Futbol sporu, taraftarlara bir savaş ordusu gibi organize olma ve rakibe karşı kahramanca meydan okuma imkanı vermektedir.

*Futbol literatüründeki hücum, müdafaa, akın, vuruş gibi kavramlar da zaten kavga ve savaşla alakalı kavramlardır.

*Savaşmak ve rakibi alçaltmak taraftarlara yoğun bir cemaat duygusu temin etmektedir. Taraftar bu sayede kendini belli bir kitle ile özdeşleştirebilmektedir. Aslında burada çifte özdeşleşme vuku bulmaktadır. İlki takımla, ikincisi ise aynı takım taraftarları ile olan özdeşleşmedir. Bizi asıl ilgilendiren taraftarlar arası yaşanan özdeşleşmedir.

*Modern sanayi toplumları, güven duygusu oluşmamış gençlere kendilerini özdeşleştirebilecekleri meşru imkanlar ve seçenekler göstermekte yetersiz kalmaktadır.

*Fuhşun yeryüzündeki en eski meslek olduğu iddia edilmektedir. Fakat bu iddia temelsizdir. Zira fuhuş şehir kültürünün bir parçasıdır. İlk şehirler ise ancak milattan önce 10bin yılında kurulmuştur.

*Fahişe ve müşteriler anccak şehrin içinde anonim kalabilecekleri bir sığınak bulabilmektedir. Taşrada, yani taşra kültüründe fuhuş yoktur. Orada olan hizmetkar ve kölelerin cinsel istismarıdır.

*Eski Atina’da hem tanrıçalardan hem de fahişelerden kendilerine mutluluk vermesi beklenirdi. O dönemde fahişeler ile tanrıçaların safran sarısı saçlara sahip olmasının sebebi de bu olsa gerek. Yine bu minvalde eski Roma genelevlerinin üzerinde ‘hic habitat felicitas’ (mutluluk burada oturmaktadır) yazısı bulunurdu.

*Kalvinizm’in yayılması ve bunun neticesi olarak insanlarda ‘Tanrı’nın rızasına mazhar iş yapmak’ fikrinin yerleştiğini düşünmekteyim.

*Kişinin bir masada oturduğuyer onun içtimai mevkiine işaret etmekte ve toplumun ondan neler beklediğine dair malumat vermektedir.

*Yüz insandan ancak biri düşünür. Ama görebilmek ancak bin kişiden birine nasip olur.

 

*etnosentrizm; bir kişinin kendi kültürünü temel alarak diğer kültürleri bu çerçevede değerlendirmesi ve kendi kültürünü üstün görmesi durumudur.