Hayattan Yabancılaşmış

Yazar: 
İlk Baskı Yılı: 
Kategori: 
Kitap Hakkındaki Düşüncelerim / Yorum: 

Altını Çizdiklerim;

*Dalai Lama şöyle yazıyor: “Paradoksal olarak, kendimize ancak başkalarına yardım edersek yardım edebiliriz… Türümüzün hayatta kalmasının önkoşulu sevgi, şefkat, başkalarının yanında durma ve onların acılarını paylaşma yeteneğimizdir… Acıyı anlamak… gerçek empatiyi anlamak demektir… Tüm canlı varlıklarla kurulan bağlılık hissi ancak hepimizin birleşik ve birbirimize bağımlı olduğumuzu fark ettiğimizde elde edilebilir.”

*Ekonomik küreselleşme ve sermayenin yoğunlaşması sosyal uyumu yok eder.

*Çalışmak insanlara bir tür anlam ve kimlik verir; öte yandan işsizlik, kişinin kendisi ve değeri hakkındaki şüphelerini artırır.

*İçsellik olmadığı için, pozda ısrar etme ihtiyacı giderek daha acil ve önemli bir hale gelir.

*Dokunsal bir temas, çevreye uyun sağlayabilecek bir bilincin gelişmesinin temelidir.

*İhtiyaçlar karşılanmadığında ortaya çıkan acıyı önlemek için kendi ihtiyaçlarımızı azaltıyoruz.

*Sevgi ve şefkat kişiyi uysal kılar.

*Batı kültüründe empatik dokunsal dokunuş değil, sözlü uyarım hakimdir.

*Günümüzde büyüklüğün, bir ulusun refahına yol açması beklenen ürünlerin fiili olarak üretilmesiyle değil, kar birikimiyle ilgisi vardır. Bugün yatırım yapmak üretilen mallarla değil, kredilerle, satın almalarla ve mali spekülasyonlarla alakalıdır.

*Günümüz dünyasında her şey, zenginlerin paralarını uzun vadeli yatırımlar yerine ürünlere, yani finansal araçlara pompalamalarına yardımcı olmaya yönelikltir. Bunun nedenleri, faizin ticaret ve üretimden elde edilenden daha fazla kar getirmesinde bulunabilir.

*Böylece aynı biçimde yaşamak zorunda olduğumuz iki farklı dünya ortaya çıktı: İlki yiyecek, sıcaklık, sevgi ve kişisel temas gibi yakınlık sağlayan insani ihtiyaçlardan ayrılmış kar dünyası; ve ilk dünyada ihmal edilen insan ihtiyaçlarının karşılanmasını içeren ikinci bir dünya.

*Karın, sömürünün, büyümenin alternatifi olmadığına inanıyorsak, her gün maruz kaldığımız ıstırabın, yani savaşın, terörizmin, nefretin ve yıkımın sorumluluğundan da kaçmış oluruz.

*Dünyayı empatik olarak deneyimleme yeteneği, gerçekte yaşama yeteneğidir. Empatiden ne kadar uzaklaşırsak, hayatta ayakta durmak, başkalarının ve çevremizin ihtiyaçlarını algılamak ve onlara uygun şekilde yanıt vermek de daha az mümkün olur.

*Gerçeği inkar etme ihtiyacının olduğu yerde, kişinin algılarının ve ihtiyaçlarının bastırılmasının beraberinde getirdiği bastırılmış öfke de vardır.

*Kar peşinde koşmak artık neredeyse dinsel özellikler kazanmış ve yaşamın her alanını ezip geçmekle tehdit eden bir inanca dönüşmüştür. Maliyet ve fayda, günümüzde insan davranışının ölçütleri haline geldi.

*İtina ve sevgi, anne-çocuk ilişkisinin önemli bir parçasıdır, yoksunluğu çocuk için travmatik olabilir.

*Empatik-işbirlikçi toplumlardan, güç düşüncesinin algıları belirlediği ve düzelttiği rakip toplumlara geçiş, bilinçte bir değişikliğe karşılık geldiği gibi aynı zamanda düşmanlık düşüncesine de yol açmış olabilir.

*Acı ve ıstırabı zayıflık belirtileri olarak yorumlamak, onların değersizleşmesini sağlamlaştırır ve fizyolojik sonuçlara yol açar, bu da kendisini düşmanca davranışlarda ifade eder.

*Her kim ruhsal varlığını inkar ederse, insan olarak da var olmayı bırakır.

*Merhametsiz bir hayat fikri, düşmanlara bağlıdır.