
Altını Çizdiklerim;
*Çevreleri tarafından korkutulmuş kişiler, durumları ne kadar kötü olursa olsun, değişiklik düşünmezler.
*Bir ülkeye veya dünyaya yeni düzen vermek isteyenler, bunu hoşnutsuzluğu körüklemek veya hedeflenen değişikliğin doğru ve yararlı olduğunu göstermek veya halkı yeni bir hayata zorlamak yoluyla başaramazlar. Bunu başarmak için, geleceğe ait büyük umutların nasıl alevlendirileceğini ve alevin nasıl körükleneceğini bilmeleri gerekir.
*Sakat veya orta yaşını geçmiş kişilerin muhafazakarlığı da geleceğe yönelik korkudan doğmaktadır.
*Hayatlarını tamiri imkansız şekilde kötü bulan kişiler, kişisel yükselmede değerli bir amaç bulamazlar.
*Bir insanın işi meşgul olunmaya değerse, o insan muhtemelen kendi işiyle meşgul olur.
*Hiç şüphe yok ki, ben merkezli hayatımızı bencil olmayan hayatla değiştirmek yoluyla nefsimize karşı büyük bir saygı kazanırız.
*Kendini adamanın, sadakatin ve manevi teslimiyetin her çeşidi, aslında ziyan olan değersiz hayatımıza bir anlam verebilecek amaçlara can havliyle sarılmamızdır.
*Ayak takımı olmayan ve isyankar bireyleri bulunmayan bir ulus sakin, düzenli, hoş ve nezihtir fakat doğacak yeniliklerin tohumundan yoksundur. Avrupa ülkelerinde toplumu rahatsız eden kişilerin bir okyanusu aşarak yeni bir kıtada, yeni bir dünya kurmaları tarihin bir cilvesi değildir, bu yeni dünyayı ancak böyleleri kurabilirdi.
*İnsanları isyana teşvik eden şey fiilen çekilen sıkıntı değil, daha iyi şeylerin tadını almış olmalarıdır.
*Lüks şeyler elde etmeye çabalarken, zaruri şeyler elde etmeye çabalarken olduğundan daha cesur hareket ederiz.
*Modern çağda, hayal kırıklığına uğrayanların sayısının artması ve bireylerin kitle hareketleri tarafından kolayca etkilenmelerinin nedenlerinden biri, belki de el sanatlarının azalmış olmasıdır.
*Daha iyi bir gelecek umudunu sağlamadan, şimdiki zamanı etkilli bir şekilde değerden düşürmek imkansızdır.
*Her şey bugünden ibaret olduğu zaman, elimize geçirebileceğimiz her şeye sıkıca yapışır ve onu elden bırakmak istemeyiz. Diğer yandan, her şey ileride ve henüz gelmemiş durumda olduğu zaman, elimizdekileri başkalarıyla paylaşmak bize zor gelmez.
*Zevkli ve güvenli bir hayatın maddiliği, diğer gerçekler ne kadar yakınımıza gelmiş olursa olsun, onları bize bulanıklaştırır ve sanki birer hayalmiş gibi gösterir.
*Bir öğretinin etkinlik derecesi hakkında varılacak yargı, onun derinliği, yüceliği ve doğruluğundan değil, fertleri kendi nefsinden ve gerçek çevresinden ne denli ayırabildiğinden çıkarılmalıdır.
*Mantığına ve samimi duygularına hitap etmek yoluyla bir fanatiği amacından soğutmak ve vazgeçirmek imkansızdır.
*Bir fanatik akıl yoluyla ikna edilemez, fakat kalben başka yöne döndürülebilir.
*Kitle hareketi, gelecek şeylerle meşgul olur ve canlılığını da bu meşguliyetten kazanır. Bir kitle hareketi “şimdi” ile meşgul olmaya başlamışsa, bu onun artık amacına ulaşmış olduğunun göstergesidir.
*Bir kitle hareketinin gücü, seçmiş olduğu düşmanın canlılığı ile doğru orantılıdır. Yahudilerin imha edilmesini arzu edip etmediği sorulduğu zaman Hitler şöyle cevap vermişti: “Hayır.. imha edersek onları yeniden yaratmamız gerekecektir. Sadece ismen değil, cismen mevcut bir düşmanımızın bulunması esastır.”
*Zulme uğrayan kişilerin, hemen hemen her zaman, kendilerine zulmedenlere benzediklerini görmek hayret vericidir. “Kötü insanlar kötü insanlar yaratır,” sözü kısmen şu gerçeğe dayanmaktadır: kötüden nefret eden kişiler, kendilerini o kötüye benzetirler ve böylece, kötülük devam eder.
*Kendi kendimiz olmak bizi ne kadar az tatmin ederse, başkaları gibi olma isteğimiz o kadar güçlü olur.
*Taklitçilik, çoğu zaman, bir sorunun çözümüne giden en kestirme yoldur.
*Telaşlı hayat yaşayan insanlar, başkalarını zamanı bol insanlardarn daha kolay taklit ederler. Böylece, telaşlı hayat, tek düzelik sağlar.
*Hayatları kısır ve güvensiz olan kişilerin, kendi kendine yeterli ve kendine güveni olan kişilerden çok daha itaatkar eğilimli oldukları görülmektedir.