
Altını Çizdiklerim;
*Seçili demokrasilerde bir siyasi partinin asıl güdüsü, suçu rakip partilere atmaktır. Şirketler uygunsuz davrandığında muhalefet partileri onları eleştirerek pek bir karşılık alamazlar; şirketlerin davranışını kontrol edemediği gerekçesiyle hükümeti suçlamak daha iyidir.
*Ülkeler dahilinde ve uluslar arası düzeyde büyük servet sahibi bazı birey ve kuruluşların ortaya çıkmasıyla artan eşitsizlikler oluşmuştur. ABD’li şirketler bu gelişmelerin ön saflarında yer alır çünkü ABD toplumunun birçok kısmı, devlet ve ordu aygıtları dahil olmak üzere, ABD’li şirketlere iltimas eden ağ dışsallıklarını oluştururlar. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde ABD’li iktisatçılar, yöneticiler ve siyasetçiler bu türden bir ekonomiye verilen desteği dünya çapında yaymaya heveslidirler ve bu proje için ülkelerinin IMF ve OECD gibi uluslar arası kuruluşlardaki yoğun nüfuzunu kullanmayı başarırlar. Hakimiyet oluşturmak için ABD’nin devlet gücüne fazlasıyla bağımlı olan bu fikirlerin ekonominin devletten bağımsızlığını vurgulayacak olması ağır bir ironidir.
*Hem emek hem sermayeye bağlı olmaya devam ediyoruz, ancak emek böl ve yönet ilkesine tabi iken sermaye değildir.
*Hatırlanmalıdır ki Almanya ve bazı diğer Avrupa ekonomilerinde büyüme modeli asla Anglo-Amerikan modeli kadar yerli tüketici harcamalarına bel bağlamamıştır.
*İstihdam artışı, küreselleşmeye o kadar da maruz kalmayan bireysel hizmetlere dayanmaya başladı. Batı’da bir dükkandan Çin malı t-shirt almak kolaydır, ucuz bir saç kesimi için Çin’e yolculuk etmek pek de makul değildir.
*Finans piyasaları tarihi, uzun süreli pürüzsüz düzenlemeler tarihi değildir, birbiri ardına gelen krizler tarihidir.
*Devletten başka büyük dışsallıklarla, kamu ve değer mallarıyla başa çıkabilecek bir kurum bulmak zordur. Bu nedenler hükümet, her zaman şirketlerin işgalinde olan ya da olması muhtemel alanlarda faaliyet gösterecektir.
*Hükümetlerin yıllarca talep sağlama teminatı verdiği hizmet tedarik ihaleleri, şirketlere gayet cazip bir satıcı piyasası sağlar. Küresel bazda piyasaların giderek rekabetçileştiği bir dönemde, kamu ihalelerinin şirketler için albenisi büyüktür. Bu aynı zamanda özel firma temsilcilerinin, kamu hizmetlerinin özelleştirilmesi için hükümetlere ve uluslar arası kuruluşlara yaptığı baskıyı da açıklar. Bu baskı o kadar başarılı olmuştur ki diğer uluslar arası kuruluşlarla birlikte Avrupa Birliği ve Dünya Bankası, hükümetlerin kamu hizmetlerini özel kar amaçlı tedarikçilere açmaları konusunda ısrar etmektedir.
*Britanya hükümetleri bu duruma hevesle karşılık vererek, Private Finance Initiative (Özel Finans Girişimi, PFI) adını verilen kamu-özel ortaklıkları kurmuştur. Hükümeti bu davranışa yönelten önemli bir sebep, vergi yükseltip ya da hükümet borçlanmasını genişletip bütçesini bozmadan, okul ve hastane gibi önemli addedilen inşaat projelerine yatırım yapmak olmuştur.
*Genel siyasi tartışmalarda ABD kamuoyu, Avrupa halklarının sergilediği risk hassasiyetinin yüksek olmasını girişimcilik ruhunun eksikliğine kanıt olarak kabul edip hor görür.
*Neoliberalizmin günümüzde bir çok türü ve farklılıkları vardır ama sorun çözme ve insani amaçlara ulaşmada piyasayı devlete tercih eden temel tutumdan ayrılmazsak, özünü kavramış oluruz.
*Şirketlerin siyasi gücü en bariz şekliyle, öncelikli olarak ABD Kongresi’nde, ama ayrıca diğer birçok meclis ve hükümette gerçekleşen olağanüstü lobicilik faaliyetlerinde görülür.
*Liberallerin özgün hayali olan piyasa tarafından devletin asgari müdahalesiyle yönetilen ekonomi ölmüştür.