Yürüyen Ceset Sendromu

İlk Baskı Yılı: 
Kategori: 
Kitap Hakkındaki Düşüncelerim / Yorum: 

Altını Çizdiklerim;

*Büyük Savaşın önünü açan yıllarda Paris sokaklarında dilencilik, aşırı yoksulluk, fahişelik ve hastalıkların doğurduğu olumsuz sağlık koşullarından kaçınabilmek mümkün değildi. O dönemde tifonun yanı sıra, verem de halk sağlığı için ciddi bir tehdit oluşturuyordu.

*Kırsal bir taşra yaşamından kente gelen bütün göçmenler, Paris’in küstah gösterişiyle yüz yüze gelmektedirler.

*Bilişsel Uyumsuzluk Teorisi’yle iç çatışmaların, insanları nasıl motive edebileceğine ilişkin tam anlamıyla şekillendirilmiş ilk görüşler, Amerikalı sosyal psikolog Leon Festinger tarafından ortaya atıldı.

*Festinger’in teorisine göre, tutarsız inançlara, fikirlere ya da değerlere bağlanan bir kişi ne zaman dış dünya tarafından bunlardan birine meydan okumaya zorlanacak olsa yoğun bir psikolojik stres yaşamaktadır.

*Her biri de doğruymuş gibi görünen, çelişkili konumlarda yaşayabilmenin güçlüğü en doğrudan şekilde, bir şeylere körlemesine inanarak çözülmektedir.

*“Paranoya” sözcüğü insanların çok yüksek ateşleri olduğu zamanlardaki saçma sapan sayıklamalarını tanımlamak üzere Hipokrat tarafından uydurulmuştur. Terim, değişim geçirerek en sonunda sayıklama içermeyen zihinsel bozuklukları ifade etmek amacıyla kullanılmaya başlanmıştır.

*Doktorlar anlamak, hastalarsa anlaşılmak için çabalıyordu.

*En etkili güçler hala bizden paramızı ya da oyumuzu isteyen, olguların ve kimliklerin gerçekliğini kanıtlama yeteneğimizi sekteye uğratacak şekilde bir ekranın ardında gizli kalan bilinmeyen güçlerdir.

*Astrolojiye kafasını takmış bir adam vardır karşımızda: Robert Burton.

*Burton konuya stratejik bir bakış açısı getirmiştir. Çift odaklıdır; astrolojik kuvvetlerin kestirim güçlerine olan inanç, güçlü bir Hıristiyanlık inancıyla paralel gitmektedir. Yıldızlar bize hükmeder ama Tanrı da onlara hükmeder.

*Yıldızların dizilişlerine bakarak geleceği söyleme uygulaması kurtuluşa erişme umuduyla dindar bir yaşam sürme sorumluluğunu bireyin üzerinden aldığı için Katolik öğretileriyle tanımı gereği çelişmektedir.

*Klasik tıptaki “melankoli” fikri, bugün depresyon olarak düşündüğümüz şeyin yanı sıra hezeyanları da içine almaktadır. Klasik “melankoli” tanımı, üzüntü benzeri bir şeydir ama bu sözcük modern bir kulağa, dalgın bir kendine dönüklük gibi gelebilecek bir şeyden daha ciddi bir ruhsal rahatsızlığa atıfta bulunur.

*Simon Forman. Forman tanınmış bir hekim olmanın yanı sıra, aynı zamanda 1590’lı ve 1600’lü yıllarda Londra ve çevresinde mesleğini icra eden bir astrologdur.

*“Vanitas” ressamları, bakanlara yaşamın kırılganlığını vegeçiciliğini hatırlatmak adına natürmortlarda kum saatlerine de yer vermişlerdir.

*Napolyon politik gücün arketipidir, İsa ise tinsel gücün.

*Hekimler hezeyan yaşayan bir insana yalnızca mantıklı, hatta kesin ve inandırıcı kanıtlar öne sürmenin, onun sıkı sıkıya sarıldığı inancında en ufak bir gevşemeye bile yol açmayacağının bilincinde olmuşlardır. Hezeyanın alternatif mantığıyla ilişki kurma ya da en azından onunla uzlaşma gönüllülüğü etkili olabilmektedir.

*Zombi arketipi aslında Haiti kaynaklıdır. Haiti’de, “zombi”, yaşam ile ölüm arasına sıkışıp kalmış bir figürdür.

*Psikolojik unsurlar, biyolojik olanlardan, kolaylıkla ayrılamamakta ve her bir hezeyan da birbirlerinin üstüne binen çok sayıda etkinin ve belirsizliğini koruyan kışkırtıcı faktörlerin ürünü olmaktadır.

*“Erotomani” bir bireyin başka bir kişinin kendisine âşık olduğuna dair sanrılarıyla karakterize edilir.

*Kleptomani, özellikle kadınlara özgü bir etkinlik, sadece yarattığı heyecan uğruna hırsızlık yapma ama aynı zamanda fark edilmenin bir yolu olarak görülüyordu.

 

Püriten, 16. ve 17. yüzyıllarda I. Elizabeth'in İngiliz Kilisesi'nde başlattığı reformist harekete karşı çıkan, kendisini "saflığı" aramak olarak tanımlayan bir Protestan doktrin ve ibadet şeklidir.

Günümüzde ise "püritenlik" kelimesi, genel olarak ahlaki katılık ve tutucu davranış anlamında kullanılmaktadır. Bu, insanların yaşam tarzı ve davranışları üzerinde ciddi bir kısıtlama getirme eğilimi olarak algılanabilir. Püriten düşüncesine göre, aşırılıklardan ve dünyevi zevklerden uzak durmak ve basit bir hayat sürmek erdemli kabul edilir.

 

Natürmort ya da ölüdoğa, konusu cansız varlıklar (ölü hayvanlar) veya nesneler (meyveler, çiçekler, vazolar, vb.) olan sanat eseri. Bu terim sanat alanında 17. yüzyılın sonlarına doğru kullanılmaya başlanmıştır. Manzara ve portre resimlerinin dışında, çeşitli nesnelerin bir araya getirilerek bir kompozisyon oluşturmasıyla ortaya çıkan resim türüdür. Natürmort, Avrupa Seferleri sırasında Osmanlı'ya geçmiştir. Modern sanatta büyük yer tutar.

Vanitas; Latincede kısaca hiçlik, boşluk, kibir anlamlarına gelen; hayatın geçiciliğini, zevkin boşluğunu ve ölümün kesinliğini gösteren kuru kafa, sönmüş mum, yıpranmış eşya, çürük meyve gibi ölümü ve hayatın geçiciliğini sembolize eden nesnelerin yer aldığı natürmort resim türü.

katatoni; beynin işlevini bozmasıyla beraber kişinin çevresine karşı verdiği tepkilerin anormal hale gelmesine neden olan ve dünyayı anlama şeklini değiştiren nöropsikyatrik bir durumdur. Katatonik davranış sergileyen kişiler genellikle çevrelerinde olup bitenlere tepki vermezler veya olağandışı hareketler sergilerler.