Sosyal Zeka

İlk Baskı Yılı: 
Kategori: 
Kitap Hakkındaki Düşüncelerim / Yorum: 

Altını Çizdiklerim;

*Teknoloji insanı sanal bir gerçekliğin içine çektikçe, onu gerçekten çevresinde olup bitenlere karşı duyarsızlaştırıyor. Bunun sonucu olarak sosyal otizmde, günlük yaşamımızın içine sızan teknoloji istilasının insanlar arasında yol açtığı istem dışı sonuçlara ekleniyor.

*Akşam olduğunda, “iyi” ya da “kötü” nasıl bir gün geçirdiğimizi, büyük ölçüde değiş tokuş ettiğimiz duyguların net bilançosu belirler.

*Açıklık, beynin varsayılan tepkisidir: Sinirsel donanımımız, en hafif ruh halimizi bile yüz kaslarımıza aktararak, duygularımızı anında görünür hale getirir.

*Amigdaları büyük ölçüde zedelenmiş olan nörolojik hastalar, birinin ne derece güvenilir olabileceği konusunda hüküm yürütemezler.

*Empati, yani başkasının duygularını sezebilmek, zihinsel olduğu kadar ötekinin iç halini paylaşmaya dayanan fizyolojik bir nitelik de taşır.

*Empati, duyguların bir ölçüde paylaşılmasını gerektirir; başka birinin iç dünyasını gerçekten anlamanın ön koşuludur bu.

*Herhangi bir duyguyu hissetmek, o konuda harekete geçme arzusunu uyandırır.

*Bugünün e-postayla haberleşen, evle iş arasında mekik dokuyan, sık sık taşınan ve evde yalnızca yatak odasını kullanan topluluklarında, başkalarının duygusal halini otomatik ve doğru olarak algılamak gitgide güçleşiyor, oysa bu algılama olmadan empati gösterilemez.

*Sosyal yaşamlarımızı yeniden gözden geçirmenin, beynin durgun zamanlarında en sevdiği etkinlik, en çok reyting alan TV programı gibi bir şey olduğu söylenebilir.

*Sosyal zekayı oluşturan unsurlar, iki geniş kategoride incelenebilir: Sosyal farkındalık, yani başkaları hakkındaki sezgimiz; ve sosyal beceri, yani bu farkındalıkla ne yaptığımız.

*Şu andaki yeteneğimiz ne olursa olsun, empatinin zamanla geliştiği, yaşam koşullarıyla bilendiği anlaşılmaktadır.

*Bir kişinin ağırbaşlı mesafeliliği onu özel hayatına yapılacak müdahalelerden kurtarır, aynı zamanda hizmet ettiği müşteriler için de bir mahremiyet alanı yaratır.

*Yakınlık ihtiyacımızın karşılanmaması, duygusal bozukluklara yol açabilir. Psikologlar sorunlu, tehlikeye girmiş ilişkilerin nedeni olduğu özel mutsuzluğu tarif etmek için “sosyal depresyon” terimini kullanıyorlar.

*Toplumdan dışlanma-ya da bunun korkusu- aynı zamanda kaygnın da en yaygın nedenlerinden biridir. Dahil olma hissi, sıklıkla sosyal temas ya da çok sayıda ilişki kurmaktan çok, birkaç kilit ilişkide kendimizi ne derece kabul görmüş hissettiğimize dayanır.

*Sağlıksız özseverler bile bazen baştan çıkarıcı olabilirler. Narsisim (özseverlik) tabirinin kendisi, Grek mitolojisindeki, göle düşen aksine aşık olacak kadar kendi güzelliğiyle büyülenen Narsisus’tan gelir.

*O davetkar bakış ve arkasından gelen kışkırtıcı utangaçlık gösterisi, çoğu memeli türünde görülen bir yaklaşma-çekilme düzeninin taklididir. Dişi erkeğinin takip etmek ve bağlanma iradesini sınamak zorundadır.

*Kadınlar için “rasgele seks, çoğunlukla erkekler için olduğu kadar rasgele değildir.”

*Sosyal tarihçilere göre, en azından Avrupa’da karı-koca arasında şehvet, sevgi ve bağlılığa dayalı bugünkü romantik duygusal ilişki kavramı ancak Reform çağında ortaya çıkmıştır. Sanayi Devrimi ile orta sınıfın yükselişinden sonra da, aşık olmanın evlilik için saygın bir neden olarak görüldüğü romantik sevgi kavramı Batı’da yeterince popüler bir ülkü haline gelmiştir.

*Kaygı düzeyi ne kadar yüksekse beynin bilişsel verimliliği de o kadar azalır.

*İnsanlara hizmet veren her kurumda, görevlilerin birbirlerine gösterdikleri ilgi, verebilecekleri bakımın kalitesini etkiler.

*Canlı sosyal bağlantılar moralimizi yükseltip olumsuz ruh hallerimizi sınırlar, kortizolü bastırır ve stres altındayken bağışıklık işlevini güçlendirir.

 

Reform veya Yenilikçi Devrim, 16. yüzyılda başlatılarak tüm Avrupa'yı etkilemiş ve Katolik Kilisesi'ne karşı yapılmış dinsel bir harekettir. Bu hareket Avrupa'nın değişim ve dönüşümüne sebep olmuştur.