Homo Ludens

İlk Baskı Yılı: 
Kategori: 
Kitap Hakkındaki Düşüncelerim / Yorum: 

Altını Çizdiklerim;

*Romantizmi 18. yüzyılda ortaya çıktığı biçimiyle ele alacak olursak, sanatsal ve duygusal hayatı, figürlerin açıkça belirlenmek yerine esrar ve dehşetle yüklü hale getirildikleri hayali bir geçmişin alanına aktarma ihtiyacı olarak tanımlanabilir.

*Her kültürün kendi müzikal uzlaşmaları vardır ve kulak her yerde ancak beslendiği akustik tonlara tahammül edebilmektedir.

*Enstrümantal müzik vokal müziğe nazaran geliştikçe söz ile müzik arasındaki bağ gevşemiş ve müziğin bağımsız sanat olarak konumu daha da güçlenmiştir.

*Eğer barok dönemde canlı bir oyunsal unsur teşhis edebildiysek, bu saptama bir sonraki dönem olan Rokoko için haydi haydi geçerlidir.

*Üslup ve moda ve buradan hareketle oyun ve sanat birbirlerine Rokoko’da olduğu kadar, ancak nadiren yaklaşmışlardır.

*Roma bir dünya imparatorluğu haline gelmişti. Kendisinden önceki Eski Dünya’nın, Eski Doğu’nun yarısı olan Mısır’ın ve Helenizmin mirasına konmuştu. Roma uygarlığı, yabancı kültürlerin aşırı bolluğundan beslenmişti. Roma imparatorluğu’ndaki siyaset ve hukuk, yol ağı ve askerlik bilimi, günümüzde bile görülmedik bir düzeye ulaşmıştı. Roma edebiyatı ve sanatı, Yunan kökünün üzerine başarıyla aşılanmıştı. Fakat bütün bunlara rağmen, bu siyasal devin temelleri arkaiklikten kurtulamaz.

*Fakat yargıçların perukası, eski bir resmi adetin kalıntısından daha fazla bir şeydir. Bu perukanın işlevi, ilkel toplumların dans maskelerinin işlevine çok benzemektedir. Perukayı takan “başka bir varlık” haline gelmektedir. Britanya dünyası, kendine özgü gelenek saygısıyla, hukuk alanındaki çok eski bazı özellikleri de korumaktadır.

*Yunanlar, rekabetin mümkün olduğu her alanda yarışma düzenleme adetine sahiplerdi.

*Putperestlik döneminde, müfahare birçok kez kabilelerarası savaş ve katliama kadar varmıştır.

*Müfahare adı verilen şeref için mücadeleler belirli zamanlarda yapılır; yıllık pazar dönemlerinde ve hac sonrasında. Kabileler, klanlar veya bireyler bu şekilde rekabet edebilir. İki grup her karşılaştığında şeref konusunda çekişirler. Bu yarışmalarda şair veya hatip büyük bir rol oynamaktadır.

*Kibarlık göstermenin temeli, kişisel şeref bilincinde yatar.

*Çin’de şeref kazanmaya yönelik yarışma, diğer bütün olası biçimlerin dışında, “sırayı başkasına bırakmak” anlamına gelen jang kelimesiyle ifade edilen, çok özel bir kibarlık saldırısı biçimine de bürünmektedir. Soylu tavırlarla, rakip karşısında kendini yok sayarak ve rakibe yer açarak rakipten daha üstün olunduğu gösterilir.

*Güç ve sağlık bedenin, kavrayış ve anlayış da zihnin erdemini meydana getirir.

*18. yüzyılda bile, vadeli piyasa işlemlerine hala “bahis” adı veriliyordu.

*Oyun, bireyin veya grubun hayat düzeyini yükseltmeye ne kadar yatkınsa, o ölçüde hakikaten kültür haline dönüşür.

*Eğer oyun güzellik üretirse, kültürel açıdan hemen bir değer kazanmaktadır.

*Oyunun biçimsel özellikleri arasında en önemlisi, eylemin gündellik hayattan mekan olarak ayrılmasıdır.

*Oyun düzen yaratır, oyun düzenin ta kendisidir. Dünyanın kusurluluğu ve hayatın karışıklığı içinde geçici ve sınırlı bir mükemmellik yaratır. Oyun mutlak bir düzen gerektirir. Bu düzenin en küçük ihlali oyunu bozar, oyun niteliğini ve değerini yok eder.

*Oyunun mekansal sınırlılığı, zamansal sınırlılığından da çarpıcıdır.

*Her oyun, her şeyden önce gönüllü bir eylem’dir. Emirlere bağlı oyun, oyun değildir. Olsa olsa, bir oyunun zorunlu temsili olabilir.

 

Homo ludens, yani “oyun oynayan insan”

Panem et circenses; Eski Roma’da işsiz güçsüz halk kitlelerinin anarşiye kaymamaları için, devlet tarafından karınlarının bedava doyurulmasını, barındırılmalarını ve eğlendirilmelerini ifade eden mecalı terim: Ekmek ve Sirk.