
Altını Çizdiklerim;
*Vaktiniz kısıtlıysa, ötekilerle az çok işlevsel düzeyde bilgi alışverişine ve işbirliğine hala açık olabilirsiniz, lakin duymak isteyeceğiniz son şey hayat hikayeleri veya kişisel sorunlardır.
*Yabancılaşma paradigmasının bir olayıdır: İnsanlar “gerçekten” yapmak istemedikleri şeyleri gönüllü olarak yaparlar.
*Modern dünyadaki yabancılaşma hissimizin bir nedeni aşırı yüklenen bilgilendirmelerdir.
*Bir şeye isim vermek apaçık bir tanışıklık kurma ve uyarlama girişimidir.
*Almancadaki “Heimat” kavramının anlamı bana kalırsa tam olarak, bir mekana karşı samimiyet duymak demektir.
*Marx’ın ilk dönemlerinden bildiğimiz üzere, kapitalist üretim tarzı bireylerde beş tür yabancılaşmaya neden olur: eylemlerine, ürünlerine, doğaya, diğer insanlara ve son olarak kendine yabancılaşma.
*Siyasi olarak yoksulluk ve kıtlığın kapitalist ekonomiyle alt edilemeyeceği artık açıktır.
*Modern toplum bunu yapmaz: Merhamet veya af olmaksızın suçlu özneler üretir.
*Bireyler kendilerini tamamen özgür hissederken aynı zamanda sürekli artan sosyal talepler listesinin hükmü altında da hissederler.
*Sosyolojinin klasikleri: Weber, Simmel ve Durkheim.
*Artık “panaromik bakış” tekniklerini, yani bakışımızı kenara değil; daha uzaklara sabitlemeyi öğrendik ve bu sayede yüksek hızda seyahat etmekten keyif alıyoruz.
*Hız diktasıyla etkilenmeyen veya dönüşmeyen bir sosyal yaşam alanı neredeyse yoktur.
*Tanınma mücadelesi pozisyondan performansa kayar; tanıma artık yaşam boyu süren bir kazanım değildir, daha ziyade günlük bir meseledir. Dünün başarıları ve kazanımları, bugün pek geçerli değildir.
*İnsanlar, artık basit bir şekilde muhafazakar veya solcu veya yeşil değildir, parti veya politikacıların performanslarına göre siyasi tercihlerini değiştirme eğilimi sergilerler. Benzer bir eğilim din alanında da gözlemlenebilir.
*Modern koşullar altında ve nesil içi sosyal değişim temposuyla birlikte gündelik yaşamda tanınma mücadelesi kayda değer ölçüde kötüleşmiştir. Tanınma mantığının “pozisyonelden”, “performansa dayalı”ya değişmesiyle beraber özneler sürekli olarak güvensizlik, yüksek ihtimal oranları ve artan anlamsızlık hissi tehdidi altındadır.
*Yarışma ve başarma mantığı sosyal hızlanmanın merkezi itici güçlerindendir.
*Hiç şüphe yok ki argümanlar bir yana, görüntüler kelimelerden daha hızlıdır, çoğunlukla bilinç olmaksızın, anında tesir eden bir etkiye sahiptir.
*Öncelikle doğal ve antropolojik hız limitleri olduğu açıktır.
*Ancak oldukça açıktır ki zaman anlamlı bir şekilde hızlanamaz ve sosyal hayattaki tüm süreçler de hızlanamaz. Bizim hızlıca geçtiği izlenimi edinmemizden bağımsız bir şekilde bir saat bir saattir ve bir gün birgündür; hamilelikler, soğuk algınlıkları, mevsimler ve ders süreleri hızlanmaz.
*Simmel yaşamda gerginliğin artmasını ve sosyal deneyimlerin değişme hızının artışını metropol yaşamın temel özelliklerinden biri olarak tanımlamıştır.