Kuran’ın Anlam Dünyası

İlk Baskı Yılı: 
Kategori: 
Kitap Hakkındaki Düşüncelerim / Yorum: 

Altını Çizdiklerim;

*Hz. Nuh (a.s) oğlunun, Hz. İbrahim (a.s) babasının; Hz. Lut (a.s) karısının isyanı ile imtihan edilmiştir.

*Malum, sebebin özel oluşu hükmün genel olmasını engellemez. Kur’an’da bir kişiden, zümre ya da milletten bahsediliyorsa, o bağlamda getirilen tenkitler sadece o kişileri değil tüm muhatapları ilgilendirir.

*Fuhş, fahiş, fahişe ve fahşa kelimelerinin türediği “f-h-ş” kökünün asıl anlamı; “Bir şeyin kötü ve çirkin olmasıdır.” Arap dilinde haddi aşan ve sınıra tecavüz eden her şeye fahiş denir.

*Arapçadan Türkçeye giren “fuhş” ve “fahişe” kelimeleri, anlam daralmasına uğramış birincisi zina, ikincisi zinakar kadın anlamında kullanılmıştır. Halbuki Kur’an-ı Kerim’de bu kelime ile sadece zina değil kötü ve çirkin olan bütün söz, eylem ve davranışlar, içki, kumar, hırsızlık ve iftira gibi büyük günahlar ifade edilmiştir.

*Eğer üstünlük aranacaksa, biyolojik özelliklerde değil, insanı insan yapan erdemlerde aranmalıdır.

*Müslüman sanatçı, nefsinin imarını, hayatın imarından ayrı düşünemez.

*Tevhid, her şeyden önce, mutlak kudret sahibi bir varlığa teslimiyette kendini gösteren zihinsel bir olgunluk demektir.

*Sözün Kur’an-ı Kerim’de geçen olumlu sıfatlarını şu şekilde sıralamak mümkündür:

            Kavl-i hasen (güzel söz)

            Kavl-i maruf (uygun ve olumlu söz)

            Kavl-i adi (dengeli söz)

            Kavl-i sedid (sağlam ve doğru söz)

            Kavl-i tayyib (hoş söz)

            Kavl-i leyyin (yumuşak ve faydalı söz)

            Kavl-i kerim (saygılı söz)

            Kavl-i beliğ (açık söz)

            Kavl-i meysur (kolaylaştırıcı söz)

*Aslında Kur’an ilahi olanla beşerin diyaloğudur.

*Hayatı yaşanabilir kılan kaza ve kadere iman, takat ve tedbirin tükendiği noktada takdire teslimiyetin ifadesidir.

*İnsan topluluklarına bakıldığında, toplumda yaşayan her ferdin bir yönüyle diğer fertlere muhtaç olduğu görülür. Kimi insanın malına, kimi insanın bilgisine, kimi insanın aklına toplumun bireyleri muhtaçtır.

*Kur’an-ı Kerim’de, Hz. Peygamber’in şahsında bütün müminlere, “(Resülüm!) Sen af yolunu tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir.” buyrulmaktadır.

*Ayette (Al-i İmran, 134-135) yer alan ve insanlar anlamına gelen “nas” kelimesinin imanlı-imansız şeklinde herhangi bir kayıtla kayıtlanmaksızın mutlak olarak gelmesi affın kapsamı konusunda bize bir fikir vermektedir.

*Huşu, sözlükte sessiz ve sakin durmak, hakka boyun eğmek gibi anlamlara gelir. Terim olarak ise Allah’ın huzurunda derin bir saygı ile durmak demektir.

*Kur’an-ı Kerim, (Tevbe-34) kazandıklarını Allah yolunda harcamayanlara, Allah hakkını yoksullara vermeyenlerin, acıklı bir azaba uğrayacaklarını bildirmektedir.

*“Bana on ayet indi. O ayetlerle amel eden cennete girer.” buyurdu ve Mü’minün suresinin baş tarafındaki bu on ayeti okudu.

*Eski Mısırlıların mumyalama sistemi reenkarnasyon inancının bir ürünüydü. Bu inancın temelini kötü ruhun temizlenmesi düşüncesi oluşturuyor, bunun için bir ruh göçüne gerek duyuluyor, ruh tekrar tekrar dünyaya gelip gitmelerle kendini temizlemeye çalışıyordu.

*İnsan biri maddi öteki de manevi olmak üzere iki ayrı boyut içerir.

*Temiz kazanç ve servetler anlamında bir tabir olan “tayyibat” kelimesinin geçtiği Kur’an’da 30 kadar ayet bulunmaktadır.

*Kur’an, aileyi “sukunet bulma” olarak tanımlamıştır.

*Kur’an, evliliği sevgi, şefkat, merhamet temelinde ele almış ve pek çok faydasını zikretmiştir.

*Allah, alemlerin rabbi (rabbu’l-alemin), Hz. Muhammed, alemler için rahmet (rahmetenli’l-alemin) ve Kur’an-ı Kerim alemler için rehber (hüdenli’l-alemin) olarak ifade edilmektedir.

*Kur’an-ı Kerim’de, (Allah’ın gönderdiği bir) devenin su içmesini, merada otlamasını engellediği ve bu deveye işkence ederek öldürdüğü içim Salih peygamberin kavmi Semud’un helak olduğu beliritlmektedir.

*Yahudiler Üzeyir için; Hıristiyanlar da İsa için “Allah’ın oğlu” yakıştırması yaparak tevhid sınavını kaybederler.

*Bazı ayetlerdeki ‘donuklaşmış kalp’, “entelektüel olarak hakikat, hikmet ve irfan yeteneğini, ahlaki olarak şefkat ve sevgi duyarlılığını kaybetmiş kalp” diye anlaşılabilir.

*İslam alimleri, özellikle mutasavvıflar bu tür ayetlerin dikkate alarak, insanların fiillerini bedenin ve kalbin olarak ikiye ayırmışlar; ilkine “zahiri ameller”, ikincisine “batıni ameller” demişler; arkasında kalbin niyet, ihlas, huşu gibi batıni amelleri olmadıkça zahiri amellerin değer taşımayacağını belirtmişlerdir.

*Kur’an’da, bayağı arzularına esir olan insan “hevasını ilah edinen” diye tanıtılmıştır.

*Hz. Peygamber (s.a.s), maddeperestler için, “paranın kölesi” (abdü’d-dinar) deyimini kullanır.

*Klasik felsefe anlayışı içinde bilgi ve bilim değerlerden bağımsız değildi hatta onlarla iç içeydi. Ancak Batı’da Aydınlanma felsefesiyle birlikte bilim anlayışında yaşanan gelişmeler ve meydana gelen değişimler değerlerden arınmış bir bilim anlayışını öne çıkardı.

*İslam ilme dayanan bir dindir ve onun meydana getirdiği medeniyet birr ilim medeniyetidir.