
Altını Çizdiklerim;
*Avrupa 1800’den önce dünya ekonomisinin merkezini oluşturmuyordu.
*1492’de ya da 1500’de Avrupa’nın Asya ve Afrika’ya kıyasla hiçbir avantajı yoktu ve “farkı üretim biçimleri”ne sahip olması da söz konusu değildi.
*On sekizinci yüzyılda Çin en etkileyici ülke ve Avrupalıların nihai düşü olma özelliğini koruyordu. Sanatı ve bilimi o derece ilgi görmeyen Asya’nın felsefesine gıpta ediliyordu.
*Dünyanın geçmiş, mevcut, gelecek ya da herhangi bir andaki tarihini anlayabilmek için bütüncül, küresel bir dünya perspektifine ihtiyaç vardır.
*1492 yılında Kolomb Amerika’yı Doğu Asya’daki altın ve pazarları aramaya gittiği için “keşfetmiştir.”
*Ayrıca Kolomb, Vasco de Gama ve daha sonradan Macellan ve diğerlerinin yaptığı seferlerin baştaki itkileri ne olursa olsun, neticede uzun süre etkisini koruyan ve geniş bir alana yayılan Avrupa lehine bir etki ortaya çıkmıştır.
*1492 ve 1498 tarihli seyahatlerin ve onları izleyen göç ve ticari ilişkilerin yarattığı üç önemli sonuç; ilk ikisi Alfred Crosby’in adlandırmasıyla mikrop ve genlerin “Kolombcu değiştokuşu” ile “ekolojik emperyalizm”dir. Avrupalıların beraberlerinde getirdiği mikroplar fetihte kullandıkları en güçlü silah durumundaydı. Kolombcu gen değiştokuşu yalnızca insanlarlar sınırlı kalmamış hayvanlar ve bitkilerde bu durumdan etkilenmiştir. Eski Dünya’dan gelen Avrupalılar, Yeni Dünya’ya kendileriyle birlikte çok sayıda yeni hayvan ve bitki türünü de götürmüştür. Kolombcu değiştokuşun üçüncü önemli etkisiyse tabi ki, Eski Dünya’nın ekonomik etkinlik ve ticaretinde on altıncı yüzyıldan itibaren büyük artış yaratan, Yeni Dünya’nın küresel stok ve para akışına altın ve gümüş bakımından yaptığı katkıdır.
*Orta Asya’nın batısında, denize çıkışı olmayan bir ülkeden gelen Ermeniler yine denizden uzak bir Safevi kenti olan İsfahan’da bir ticaret disasporası oluşturarak, buradan Asya’nın her tarafıyla ticaret yapmış ve Amsterdam’da Ermenice bu iş nasıl yapılır kitabı yayımlamışlardı.
*Çok eskilerden bu yana süregeldiği üzere, Orta Asya gezgin tüccarlar ve göç eden insanlar için bir kavşak olma özelliğini korudu.
*Dünyanın diğer bölgeleri açısından Amerika kıtasının ilk etkileri büyük ölçüde, yeni bitkilerin ortaya çıkması, sebze ve meyve ihracatı ve tabii ki ilk başta altın daha sonraysa önemli miktarda gümüş üretimi ve bunların ihracı şeklinde görülür. Altın ihracatı 1492 tarihindeki “keşif”le, büyük miktarda gümüş ihracıysa on altıncı yüzyılın ortalarından itibaren başlamıştır.
*İster Venedikli, Portekizli, Fransız isterse İranlı ya da Arap olsun Osmanlılar da herkes gibi kendilerinin ve de devletin geçimini sağladığı önemli ticaret güzergahlarının yönünü değiştirip kontrol etme gayreti içerisindeydiler.
*Portekizliler gelmeden çok önce on beşinci yüzyılın ortalarında Hürmüz’e ilişkin tespit yapan bir gözlemci “yedi iklimden gelen tüccarlar”ın Hürmüz’de bulunduklarından söz eder.
*Tüccarların işleri yolundaydı. İran’ın Hindistan ve Doğu ile yaptığı ticaret özellikle on beşinci yüzyılın sonunda oldukça yoğunlaşmıştır.
*Şah I. Abbas (1588-1629) ve ardılları ticareti özendirip korumak için Osmanlı ile savaşmak, savaş yaşanan Osmanlı topraklarındaki Ermeni zanaatkarlar ve tüccarları İran’a getirip himaye etmek ve Hürmüz’ü Portekizlilerden geri almak dahil olmak üzere, ellerinden gelen her şeyi yaptılar.
*Moğol istilasından evvel Hint Yarımadası’nın büyük bölümü oldukça gelişmiş ve dokuma sanayiinde dünya pazarının egemen gücü durumuna gelmişti. Ne var ki Moğol İmparatorluğu’nun mali anlamda tarıma ve oradan sağladığı vergilere bağımlı olduğu yönündeki iddiaya karşın, Moğol istilası Hindistan’ın birleşmesini, kentleşmesini ve ticarileşmesini daha da ileri götürmüştür.
*Hindistan ayrıca Güneydoğu Asya’ya dokuma ürünleri ihraç edip karşılığından baharat satın alıyordu. Aynı güzergah aracılığıyla Çin’den gelen ipek, porselen ve seramiğe karşılık pamuklu dokuma ürünleri gönderiyordu.
*Hindistan ve Çin arasında bin yıldan uzunca bir zamandır Nepal ve Tibet üzerinden ticaret yapılıyordu.
*Ne var ki arkeolojik ve tarihi veriler İsa’nın doğumunun çok öncesi ve sonrasında Güneydoğu Asya’nın son derece medeni ve üretken insanların yaşadığı bir bölge olduğunu ortaya koymaktadır.
*Çinlilerin pek çok gemisi Malacca’yı bir dönüş noktası olarak kullanıyordu ama bu durum 1433 yılında geçici olarak kesintiye uğramıştır zira Çin devleti Moğol tehdidini etkisiz kılmak amacıyla ülke içine yönelmek durumunda kalmıştır.
*Portekizlilerin 1511 yılında Malacca’yı ele geçirmeleri çok geniş kapsamlı sonuçlar yaratmıştır. Ortaya çıkan sonuçlardan biri Sumatra’nın diğer tarafından dolaşılarak, Java ve Çin Denizi’ne giden alternatif bir ticaret güzergahının oluşturulmasıdır. Bu gelişme Çin’e yiyecek içecek sağlayan Java’daki Bantam’ın işine gelmiş, Sumatra’nın en batı ucunda yer alan Açe’nin büyümesini sağlamıştır. Açe kısa süre sonra, on altıncı yüzyılda Gucerat, Coromandel ve Bengal’le yapılan ticarette öne çıkmıştır. Bunun sonucunda, Malacca giderek zayıflamış, 1641 yılında Hollandalılar şehrin rakibi olan Johore’nin yardımıyla onu Portekizlilerden almıştır.
*Rusya ve Baltık bölgesi uluslar arası ticaret ve nakliyede Osmanlılar ve İran’ın Batı Asya’da sahip olduğuna benzer bir konuma sahiptiler. Yani Batı Avrupa’dan aldıkları dokuma ve diğer ürünlere karşılık olarak daha fazla miktarda kürk özellikle de kereste, kenevir, hububat ve benzeri ürünleri ihraç ediyorlardı. Lehlerine olan ticaret dengesi büyük ölçüde Amerika kıtasından gelen değerli madenlere dayalıydı.
*Gümüşün arz fiyatı, madenin bol olduğu özellikle Amerika kıtasında görece daha düşük, mesafe uzayıp Asya’ya doğru gidildikçe daha yüksek düzeydeydi. İşte bu nedenlerle, gümüş para ağırlıklı olarak doğu yönünde akmıştır. Bu faaliyet gelişen Asya piyasalarında, hele de rekabete uygun olmayan üretimleriyle hemen hiçbir ürün satamayan Avrupalıların uğraştığı başlıca ve hatta tek iş kolu durumundaydı. Asyalılar, Amerika kıtasındaki sömürgelerinden getirdiği gümüş dışında Avrupa’dan hiçbir ürün satın almıyorlardı.
*Önde gelen değerli maden ihracatçıları arasında Amerika kıtasındaki İspanyol sömürgeleri ile Japonya geliyordu.
*Portekizlilerin Doğu ve Güneydoğu Asya’da yaptığı küçük hacimli ticareti Hollandalılar devralmıştır.
*On yedinci yüzyılın sonundan itibaren “Avrupa’nın etkisi fiilen tersine dönmüştür.”
*Güney Çin Denizi’nden bölgesel kargaşadan yararlanarak önce Portekizliler, daha sonra Hollandalılar on yedinci yüzyılın ortasına kadar tutunmayı başarmışlardır. Ne var ki bunların (sonradan aralarına İngilizleri de alarak) burada sahip olduğu kısmi pay, Doğu Asya’nın on yedinci yüzyılın ikinci yarısından başlayan ve on sekizinci yüzyıl boyunca süren hareketliği neticesinde daha da azalmıştır.
*Ming/Qing ve Babür İmparatorluklarının, Avrupalı devletlerden daha büyük olmaları, onları daha etkisiz ya da ilgisiz hale getirmediği gibi, onların da savaştıkları gerçeğini değiştirmez. Tıpkı Avrupa’da olduğu gibi, Asya’da da şehir ve “ulus” devletlerin birbirleriyle rekabet halindeydiler.
*“İspanyol İmparatorluğu’nun yükselip gerilemesi, en iyi biçimde Çin merkezli dünya ekonomisi bağlamında değerlendirilebilir.” Bunun gerekçesini gümüşe yönelik Çin kaynaklı talebin başlangıçta gümüş fiyatını, dolayısıyla İspanya’nın sahip olduğu birikimi artırması oluşturur. Ancak gümüş arzı daha sonra aşırı ölçüde artınca, gümüş fiyatı İspanyollar açısından üretim maliyetine hatta daha da aşağı düşmüştür.
*Osmanlı, Hint ve Çin imparatorluklarında gerileme sürecinin hızlanması ancak on sekizinci yüzyılın son yarısında, özellikle 1770’ten sonra gerçekleşmiştir.
*Avrupalılar on sekizinci yüzyılın ortalarında, Hint sularındaki yük taşımacılığını yerli nakliyeciler ve tüccarların elinden almıştır. Böylece Hindistan, Avrupa hegemonyası altına “giren” Asya’daki ilk siyasi ve ekonomik güç olmuştur.
*Osmanlı İmparatorluğu’ndaki ekonomik büyüme, on yedinci yüzyılın sonlarında en yüksek düzeyine ulaşmış görünmektedir. Osmanlı ekonomisi on sekizinci yüzyılın ilk yarısından itibaren zayıflamaya başlamış ve gerileme bu yüzyılın son otuz yılında hızlanmıştır. Osmanlıların sahip olduğu ekonomik güç, Avrupa’da yeni sanayi merkezlerinin ortaya çıkışı ve Avrupa’nın ticari eğemenliğinin artmasıyla yavaş yavaş azalmıştır. Siyasi alanda ise Napolyo’nun Mısır’a düzenlediği seferlerin ardından, on sekizinci yüzyıl bitip on dokuzuncu yüzyıla girilirken, Avrupalıların gerisine düşülmüştür.
*Batı Avrupa özellikle İngiltere, Hindistan ve Çin’le rekabette zorlanıyordu. Avrupa pamuklu dokuma alanında Hindistan, Afrika ve Amerika’daki sömürgelerine satarak kar elde ettiği seramik ve ipekte ise Çin’e bağımlıydı. Dahası, Avrupa kendi tüketim, üretim ve ihracatında ve de yeniden satmakta kullandığı bu ithal malların karşılığını ödeyebilmek için sömürgelerinden gelen paraya ihtiyaç duyuyordu.
*1400 yılından itibaren küresel ekonomide gerçekleşen ortak büyümeden ilk faydayı, marjinal konumdaki Avrupa, Afrika ve Amerika’ya kıyasla Asya’da bulunan merkezler sağlamıştır.
*Avrupa devletleri Ming/Qing, Babür, Osmanlı ve hatta Safevi imparatorluklarının oluşturduğu siyasi dama tahtası üzerinde bulunan küçük çaplı oyuncular konumundalardı.