
Altını Çizdiklerim;
*İnsan, kelime ve kavramlarla düşünür. Sayısal ağırlıklı eğitim sebebiyle genç nesil düşünce ve düşünme fukarası olarak yetiştirilmektedir.
*Varoluş mücadelesinde başarılı olamamış nice milletler, kendi iradeleriyle değil, güçlü milletlerin tahakkümüyle yeryüzünü terk etmişlerdi.
*Halbuki bizim düşünce dünyamızda insan bedeniyle, görünüş ve gösterişiyle değil, kalbi ve ahlakıyla tarif edilirdi.
*Bedenin bu kadar önemli hale getirildiği bir toplumda akıl ve düşünce; kalp ve ahlak önemini kaybetmiş demektir. “Düşünüyorum o halde varım.” diyerek insanın varlığını düşünceye bağlayan filozof hata etmiş. Aslında “Görünüyorum o halde varım.” demeliydi.
*Modern toplumda öz değil form, iç değil dış, ruh değil beden önemli olmakta ve dolayısıyla görünüşü düzeltmek insanların en önemli gayelerinden biri haline gelmektedir.
*Bütün geleneksel din ve medeniyetlerde kontrol edilmesi gereken bir güç olarak algılanan şehvet, modern Batı medeniyetinde yaratıcılığın kaynağı olarak görülmekte ve ahlakla cinsel davranışların hiçbir ilgisi olmadığı iddia edilmektedir.
*Hırs, modern insanın kişisel ve gündelik hayatını yönlendirme de en önemli saiktir.
*Bugün Batı’da toplumsal yapılanmanın dinamiğini oluşturan kapitalizm hırsın müesseseleşmiş halidir.
*Fenomonolojik yaklaşım dini bir olgu olarak mümkün olduğu kadar “olduğu gibi” anlamaya ve anlatmaya çalışmaktadır. Sempati yaklaşımı ise dini anlamak için dinle mümkün olduğunca hissi bir yakınlık kurmayı gaye edinir. Bugün Batı’nın diğer dinleri anlama noktasında geldiği son nokta empati yaklaşımıdır. Bu ise, dini anlama ve değerlendirme konumunda olan kimsenin, kendini o dinin mensubu yerine koyarak o dini anlamaya çalışmasıdır.
*Geleneksel toplumlarda risk daha çok insan harici sebeplere bağlı ve lokal iken, modern toplumlarda ortaya çıkan risk daha çok insan unsuruna dayanmakta ve daha yaygın ve küresel bir mahiyet arz etmektedir.
*Değişimi ve dönüşümü idealleştiren postmodernite, bizce moderniteden sonraki bir devri değil, aksine modernitenin tabiatı üzerine estetik bir tasavvur olarak görülmelidir.
*Modernite ve küreselleşmenin etkisiyle geleneksel dini ilgilerin azaldığı, dini sembol ve mesleklerin ciddi itibar kaybına uğradığı açıktır.
*Kur’an ahlaki ilkeleri hiçe sayan cemiyetlerin nasıl yıkılıp harap olduklarını anlatan kıssalarla doludur.
*İslam, Müslüman olsun olmasın herkese uygulanmasını istediği adalet prensibi ve zekat ve sadaka ile hedeflediği ekonomik denge, üstünlüğün sadece ahlaki kemalde olduğunu vurgulayarak her türlü, sınıfsal ve ırki imtiyazları yok sayan sosyal eşitlik İslam’ın üretebileceği evrensel modellerin temel prensipleri olabilirler.
Dinin özelleşmesi teorisi geleneksel dinlerin toplumsal alanda etkisini kaybederek daha ziyade şahsi alanda etkili olduğu anlamına gelmekte, bunu bir kısım sosyologlar dinin ferdileşmesine, diğer bazıları cemaat ruhunu kaybetmesine ve bir kısmı da dinlerin ahlaki birliği temin etmede başarısız olmasına bağlamaktadırlar.
*Ronald Robertson’un da dikkat çektiği gibi, sosyal bilimcilerin dünya haritası çizme veya dünyayı sınıflara ayırma hastalığı vardır. 1960’larda, liberal ve kapitalist ülkelerden oluşan I. Dünya, endüstrileşmekte olan komünist bloka II. Dünya, ve az gelişmekte olan diğer ülkelere de III. Dünya diyerek ülkeleri sınıflara ayırdılar.
*Wallerstein, Avrupalıların ortaya çıkardığı kapitalist dünya ekonomi sisteminin dünyada üç farklı bölge yarattığını ileri sürer: Merkez, kenar ve merkez kenar arası ülkeler. Kenarda bulunan gelişmemiş devletlerin görevi, merkezin ekonomik sisteminin iyi işlemesine hizmet etmek, ucuz mahsül ve hammadde sağlamaktır. Merkezle kenar arasında bulunan az gelişmiş ülkeler hem kenarı sömürmekte ve hem de merkez tarafından sömürülmektedirler.
*Küreselleşme nedir? Robin Williams’ın küreselleşmenin ekonomik alandaki ve özellikle günlük yaşayıştaki tesirini güzel tarif eden bir benzetmesi vardır: Merkezi Amerika’da bulunan uluslar arası bir şirketin Londra’daki bürosunda çalışan genç İngiliz, işi bitince Japon yapımı arabasına binerek evine döndü. Alman mutfak gereçleri ithal eden bir firmada çalışan eşi çok küçük italyan arabasıyla daha kolay ilerlediği için eve ondan önce gelmişti. Yeni Zelenda pirzolası, Kaliforniya havucu, Meksika balı, Fransız peyniri ve İspanyol şarabından oluşan sofrada akşam yemeklerini yedikten sonra, Fin yapımı televizyonlarında İngilizlerin Falkland Adaları’nı alışına dair bir program seyrettiler. Programm sonrasında İngiliz olmanın mululuğuyla sevindiler.
*Saskia Sassen, küreselleşmeyi Sovyetler Birliği’nin yıkılışıyla başlayan bir süreç, özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nin dünya hakimiyetini güçlendirmesi ve Amerikan popüler kültürünün yaygınlaştırılması olgusu olarak görür.