
Altını Çizdiklerim;
*Protestan mümin artık kutsal varlıklar ve güçlerin sürekli nüfus ettiği bir dünyada yaşamıyor.
*Protestanlık ölü bir kimse için dua etmeyi kaldırmıştır. Biraz basite icra etme tehlikesine rağmen Protestanlığın, kutsalın en eski ve en güçlü üç bileşeni olan –sır, mucize ve büyü-den kendini alabilbildiğine tecrit ettiği söylenebilir.
*Protestanlığın Katolik hasmıyla karşılaştırıldığında, realitedeki kutsal alanın fevkalade bir azalma kaybetmesiyle tanımlanabileceği rahatlıkla görülebilir. Protestanlıkta ibadete ilişkin aygıtlar asgari bir düzeye hatta çok saygın özelliklerinden tecrid edilmiş bir düzeye indirgenmiştir.
*Katolik dünyasının “dolgunluğu” ile kıyas edildiğinde protestanlık, köklü bir güdüklük ve dini muhtevanın hayli geniş zenginliği pahasına “ilkelere” sıkışıp kalmış bir görünüm arzeder.
*“Sekülarizasyon” kavramı biraz serüvenli bir tarihe sahip olmuştur. O ilk defa Din savaşlarından hemen sonra arazi ve emlakın kilise otoritelerinin gözetiminden çıkarılmasını belirtmek için kullanıldı.
*Roller, davranışların sadece dışsal kalıpları olarak kalmaz, aynı zamanda onları icra edenlerin bilincinde içselleştirilerek o bireylerin subjektif manevi varlıklarının asli bir öğesini oluştururlar.
*İnsan toplum içinde yaşamanın bir sonucu olarak hem kendi dışında hem de kendi içinde “başkalık” üretir.
*İnsan yalnızlığı kabul edemediği gibi anlamsızlığı da kabullenemez.
*Teodisi sözlükte: En yüksek iyiliğin meydana gelebilmesi için fenalığın gerekli olduğunu iddia ederek Allah’ın tedbirlerini haklı çıkaran felsefe olarak tarif edilir.
*Tanımlar, tamamen doğaları gereği “doğru” veya “yanlış” olmayıp, sadece az ya da çok faydalı olabilirler.
*Tarihi değişiklikler ne olursa olsun temayül, beşeri olarak inşa edilen düzendeki manaların aleme de yansıtılması yönünde olmuştur.
*Topluma katılmak onun “bilgi”sini paylaşmak, daha doğrusu, onun yasalarıyla hem-hal olmak demektir.
*Tamamen sosyalleşmiş bir fert bulunmadığı gibi, müşterek mananın dışında veya kenarında kalan bireysel manalar da hiçbir zaman olmayacaktır.
*Fert, pasif ve hareketsiz bir şey olarak dondurulmaz, aksine, kendinin de bir katılımcı olduğu uzun bir diyalog boyunca biçimlendirir.
*Sosyalleşmenin başarısı, toplumun nesnel dünyası ile ferdin öznel dünyası arasında bir simetri kurmaya bağlıdır.
*Toplum ferde sadece bir roller demeti yüklemekle kalmaz belirli bir kimliği de yükler.
*Toplum kendini zorlayıcı gücüyle ortaya koyar. Onun nesnel gerçekliğinin son ölçüsü, ferdlerin isteksizliğine karşın kendini onlara kabul ettirme kabiliyetidir. Toplum yönlendirir, müeyyide kor, kontrol eder ve bireysel davranışı cezalandırır. Hatta onun çok güçlü ilahlaştırma özelliğiyle, bireyi yok bile eder.
*Toplum fert tarafından kendi haricinde bir gerçeklik olarak karşılandığı için, sıkça görüldüğü üzere, işleyişi de onun anlayışına kolayca sığmayan bir şey olarak kalır.
*Kültür, insanın ürettiklerinin toplamından ibarettir. Onun bir kısmı maddidir, bir kısmı da manevi.
*Kültür, insan için bir “ikinci tabiat” olursa da, insanın bizzat kendi faaliyetinin ürünü olduğu için gerçek tabiatdan oldukça farklı bir şey olarak kalır.
*İnsan bir toplum ürünüdür. Her bireysel biyografi, hem kendinden önce var olan hem de ondan sonra var olacak toplumun tarihi içerisinde bir perdedir.