
Altını Çizdiklerim;
*Çayhanelerin müşterileri genellikle çayı nargileyle, kahveyi de sigara ile içerler ve böyle yapmayanlar “ehl-i keyf” olmadıklarını ilan etmiş sayılır.
*Ramazan, şehr-i siyam, şehr-i i’tikaf ve şehr-i istiğfardır.
*Karnı tok olan için Ramazan’la bayramın farkı yoktur.
*Her kavmin tercih ettiği bir zaman-ı musahabe ve bir zemin musahabe vardır. Avrupalılar bilhassa sofrada konuşmayı severler; ziyafetlerde lokmadan ziyade lakırdı çiğnenir. Musahabelerin mevzuu İtalya’da ba-husus muaşaka, Almanya’da tercihen felsefe ve musiki, Fransa’da ale’l-ekser zarafet, Amerika’da hemen daima iş ve para, İngiltere’de ber-mu’tad ilim ve fendir.
*Şimdi herkes koşmayı, sıçramayı ve sevinmeyi fariza-i medeniyet sanıyor.
*Siyaseti daima şayan-ı istihkar ve siyaset meraklılarını her zaman bi-faide ve çok kere muzır gördüm.
*Napolyon’un onbaşıları çantalarında mareşal bastonu taşıdıkları gibi..
*Bir kısmımız sükut ile, öteki gürültü ile inliyor.
*Fuhşu taklil etmek ister misiniz? Ekmeği ve kitabı ucuzlatmanın çarelerini arayınız. Dimağlarıyla yaşayabilenler çoğaldıkça güzellikleri ve tazelikleri ile geçinenler azalır. Açlığı ne mescid uslandırır, ne mahbes!
*Bizim memlekette söyleyeni değil, bağıranı dinlerler.
*Hiç kimseyi beğenmeyeni beğenen de pek çok olmaz.
*Birbirini anlayanlar arasında sükut sözden daha çok derinlere ve daha çok uzaklara gider.
*Bence kuvvet sevimli bir manzaradır, lakin düşürmek, çürütmek, kanatmak, ezmek ve elem getirmek şartıyla değil, düşmüşü yerden kaldırmak ve acize ümid ve emniyet vermek şartıyla…
*Karaciğer de öyle nimet-şinas bir uzuvdur ki kendisine ettiğiniz küçük bir iyiliği kat kat hizmetleriyle öder. Ona oruçla bir devre-i istirahat bahş etmemizden bütün vücudumuz dolayısıyla müstedif olur.
*Karaciğer sebzeleri, sütü ve meyveleri, ale-l-husus üzüm, incir ve hurma gibi tatlı meyveleri sever.
*Halbuki mide de her uzuv kadar “Cehd-i akall” –az ile kanaat etmek- kanununa vakıftır, lezzeti az sa’y ile ifa’yı vazife etmekte görür.
*Biz cahiller için re’s-i hikmet Allah’tan korkmazsa ahir-i hikmet de Allah’ı sevmektir.
*Firavun’a Mısriler’in “Amün”, Fenikeliler’in “Adonay”, İbraniler’in “Yahova”, Siketiler’in “Papay” ve Aşüriler’in “Asur” dedikleri gibi.
Ya’kub: İbrahim peygamberin torunu, İshak peygamberin oğludur. Lakabı “israil”dir, bu yüzden onun soyundan gelenlere “Beni İsrail” denilir.
Hz Salih: Kur’an’da, Hicaz ile Şam arasında yaşayan Semud halkına gönderildiği bildirilen peygamber.
Beytü’l-lahm: Kudüs yakınlarında Hz. İsa’nın doğum yeri olduğu rivayet edilen yer. Hristiyanlara göre Davud ve Süleyman peygamberlerin mezarı da buradadır.
nimet-şinas;"iyilik bilen, kıymet bilen, kendisine yapılan iyiliği takdir eden"
şehr-i siyam;"oruç ayı"
musahabe; “karşılıklı dostluk etme, sohbet etme, görüşme ve konuşma”
muaşaka; “karşılıklı aşk, sevişme, birbirini sevme ve âşıktaşlık”
ber-mu’tad; "alışıldığı üzere", "her zamanki gibi", "âdet olduğu üzere"
şayan-ı istihkar; "aşağılanmaya, hor görülmeye layık/değer"
muzır; "zarar veren, zararlı, sağlığı bozan"