Dört Gelecek

Yazar: 
İlk Baskı Yılı: 
Kategori: 
Kitap Hakkındaki Düşüncelerim / Yorum: 

Altını Çizdiklerim;

*İşçiler güçlendikçe ve daha iyi ücretler aldıkça, kapitalistler üzerindeki otomasyonu artırma baskısı artıyor.

*Teknolojik gelişmeler toplumsal dönüşümler için bağlamlar sunar, ancak onları asla doğrudan belirleyemezler; değişime aracılık eden şey daima örgütlü kitleler arasındaki iktidar mücadeleleridir.

*Kapitalist bir toplum bağlamında “çalışma” dan bahsederken üç farklı şeyi kastedebileceğimizi aklımızda tutmamız önemlidir. Çalışma, sağ kalmamız için gereken parayı kazanmanın yolu olabilir, toplumumuzun varlığını sürdürmesi için gereken bir faaliyet olabilir ve son olarak yaşamlarımıza amaç ve anlam kattığı için içsel anlamda tatmin edici bulduğumuz bazı faaliyet olabilir.

*Genelde insanların istediği şey, basitçe, besleyip karşılığında sevgi görebilecekleri başka varlıklarla, insanlar kadar duygusal olmasa da ilgimize canlı bir karşılık verebilecek varlıklarla bir arada olmaktır.

*Görüş farklılıkları, çıkar çatışmaları ve kişilik uyuşmazlıkları akla gelebilecek her türlü dünyada varlığıı sürdürecektir.

*Antroposen, insanların yeryüzünün ekosistemleri üzerinde büyük etki sahibi olduğu bir jeolojik dönemin adıdır. Mesele doğa üzerindeki etkimizi nasıl azaltacağımız değil, doğayı nasıl daha iyi idare edip ona nasıl özen göstereceğimizdir.

*Planlama açıkça, geleceğin uygulunabilir bir ekonomisi olan post-kapitalist toplumunu hayal etmek isteyen birçok insanın aklında olan bir şeydir.

*Yoksullaşmış ve ekonomik açıdan lüzumsuz hale gelmiş bir ayaktakımının varlığı, doğal olarak yakın gelecekte ellerindekileri kaybetmekten korkan egemen sınıf için büyük bir tehdittir.

*Büyük Buhran ve İkinci Dünya Savaşı’nın ardından, refah devletinin yükselişiyle beraber yaşanan şey temelde budur. Bir süreliğine sağlam sosyal yardımlar ve güçlü sendikalar, yüksek karlar ve hızlı büyümeyle çakışmış ve bu sayede emekle sermaye huzursuz da olsa bir barış içinde yaşamıştır.

*Bir toplumun temel ekonomik ilişkileri değiştikçe, o toplumdaki tüm toplumsal ilişkiler de onlarla birlikte değişme eğilimindedir.

*Eğemen sınıfın artık işçi sınıfının emeğini sömürmeye ihtiyacının kalmadığı bir dünya, yoksulların bir tehlike ve külfetten ibaret hale geldiği bir dünyadır.

*Sömürgeciliğin ve neoliberalizmin sonucunda zengin ülkeler, fakir ülkelerin seçkinleriyle beraber, çeşitli kabile toplulukları ve siyasi hizipler hasar görmüş eko-sistemin azalan kaynakları için kavga verdikçe anarşik bir şiddete giden çözülme sürecini hızlandırmışlardır.

*Paranoyak görünselerde, ekonomik seçkinlerin büyük kısmı belli ki, kendilerini toplumun geri kalanıyla savaş halinde bir azınlık olarak görmektedir.

*Bolluğun ve eşitliğin dünyasına geçiş muhtemelen çalkantılı ve çatışmalı bir süreç olacaktır.

*Sovyet komünizminin kurbanları üzerinden hevesle ahlak dersleri veren fakat kapitalizmin muazzam insani maliyeti hakkında ağzını açmayan liberallerin ikiyüzlülüğü düşünmeye değerdir.

*Nietzsche’nin meşhur aforizmalarından birinde söylediği gibi, “Canavarlarla savaşırken kendin de canavara dönüşmemeye dikkat et… Çünkü uçuruma uzun süre baktığında, uçurumda sana bakar.” Ya da komünist şair Berrolt Brecht’in “Bizden Sonra Doğanlara” adlı şiirinde söylediği gibi, acımasız bir sisteme karşı verilen devrim mücadelesi, o mücadelenin içindekileri de acımasızlaştırabilir.

 

Plütokrasi;  yönetme erkinin maddi açıdan üstün kişilerce paylaşılmasını öngören oligarşik bir yönetim biçimidir. Çoğu siyasi sistemin aksine, plütokrasi herhangi bir siyasi felsefeye dayanmamaktadır.