
Altını Çizdiklerim;
*Çoğu sorun karşısında, hepsi bir kültüre menup insanlar yerine, farklı kültürlerden bir insan karışımıyla çalışmanın daha iyi olacağını bekleyebiliriz.
*İnsanlar sahip oldukları inançlara düşünce tarzları nedeniyle bağlanırlar veiçinde yaşadıkları toplumun doğası nedeniyle o tarzda düşünürler.
*Amerikalılar, becerilerin ya edinilmiş ya da edinilmemiş nitelikler olduğuna inanmaya yatkındır, dolayısıyla bakır madeninden altın çıkarmaya çalışmanın pek anlamı yok, diye düşünürler. Asyalılar ise doğru koşullar altında ve yeterince sıkı çalışmayla herkesin matematiği öğrenebileceğine inanma eğilimindedir.
*Japonya’da herkesin çok erken yaşta “arkasına bakmayı” öğrendiğini söyledi bana. Bunun paranoyayla hiç ilgisi yoktu-tam tersine, burada amaç, yaptıklarının diğer insanların zevkini ya da rahatını kaçırmadığından emin olmaktı. Amerikalı öğrencilerin arkalarındaki kişilere karşı umursamazlığı, ona akıl sır ermez bir kabalık gibi görünüyordu.
*18. yüzyıl sonu ve 19. yüzyıl başından itibaren Batı, özellikle de Amerika, imalat ve ticaret dünyalarını atomlaştırmaya, yani modülarize etmeye başladı.
*Genel olarak toplumsal kısıtlamalar her iki toplumda da Batı’ya kıyasla daha fazla olmakla birlikte, Çinlilerde öncelikle yetkililerden, Japonlardaysa çevreden gelir. Örneğin, Çin’de sınıfın denetimini öğretmen, Japonya’da ise öğrenciler sağlar. Hem Çinlilerin hem de Japonların gündelik yaşamlarında sorun çıkarmamaya özen göstermeleri gerekse de, Çinliler bu zorunluluktan huzursuz olurken, Japonların bunu yapmaktan gerçekten zevk aldıkları söylenir. Japonların, yaşamın tüm alanlarındaki düzen ihtiyacını Almanlar ve Hollandalılarla paylaştığı kabul edilir; Çinliler ise yaşam karşı daha rahat ve gevşek bir yaklaşımı Akdenizlilerle paylaşırlar.
*Çok farklı kültürlerde yetişen insanların sosyal psikolojik karakteristikleri, tümüyle sabit olmaktan çok uzaktır.
*Doğulular sürekli olarak karşılıklı bağımlılık, Batılılar ise bağımsızlık değerlerini işaret eden ipuçlarıyla hayata hazırlanır.
*Başkalarının duygularına görece duyarlılık derecesi, iletişimin doğasına ilişkin örtük varsayımlara da yansır. Batılılar çocuklarına düşüncelerini açıkça iletmeyi ve bir “aktarıcı” yönsemesi benimsemeyi öğretirler; yani konuşmacının sorumluluğu, dinleyen tarafından açıkça-aslında, bağlamdan az çok bağımsız olarak-anlaşılabilecek cümleler kurmaktır. Eğer bir iletişim bozukluğu varsa, bu konuşmacının hatasıdır. Asyalılar ise tam tersine, çocuklarına bir “alıcı” yönsemesi öğretirler; bunun anlamı, söyleneni anlama sorumluluğunun dinleyene ait olduğudur.
*Amerikalı anneler yürümeyi öğrenme çağındaki çocuklarıyla oyun oynarken genelde onlara nesneler hakkında sorular sorup bilgi verirler. Japon annelerin aynı yaştaki çocuklarıyla oynarken yönelttikleri sorular ise daha çok duygularla ilgilidir. Amerikalı anne-babaların genelde yaptığı gibi dikkati nesneler üzerinde yoğunlaştımak , çocukları, bağımsız olarak hareket etmeleri beklenen bir dünyaya hazırlar. Asyalı anne-babaların genelde yaptığı gibi duygulara ve toplumsal ilişkilere odaklanmak ise, çocukları, gelecekte davranışlarını koordine etmek zorunda kalacakları öteki insanların tepkilerine dikkat etmeye yönlendirir.
*Batılılar kendi çevrelerinde ve sahip oldukları şeylerde de benzersiz olmayı tercih ederler. Armağan olarak bir dolmakalem seçmeleri istendiğinde, Amerikalılar en az rastlanan rengi, Koreliler ise en sık rastlananı tercih ettiler.
*Çinlilerin toplumsal yaşamı ise karşılıklı bağımlıydı ve düsturları özgürlük değil, uyumdu: Taoculara göre insanın doğayla uyumu, Konfüçyüsçülere göre de insanın öteki insanarla uyumu. Benzer biçimde, felsefenin amacı gerçeğin keşfi değil, Yol’du. Eyleme rehberlik etmeyen düşünce semeresizdi. Dünya karmaşık, olaylar birbiriyle ilişkili, nesneler ve insanlar ise “bir pastanın dilimleri gibi değil, bir ağdaki ipler gibi” birbiriyle bağlantılıydı. Yunanlı filozofun başkalarıyla her türlü ilişkiden bağımsız niteliklere sahip bir insanlar topluluğu gördüğü yerde, Çinli filozof birbiriyle ilişkili bir aile görürdü.
*Başat doğa ve kırsal yaşam temaları Konfüçyüscülükten çok Taoculukla ilişkilendirilir, ailenin önemi ile eğitsel ve ekonomik ilerleme ise daha çok Konfüçyüsçülüğün ayrılmaz parçasıdır. Bu tematik ayrımlar, porselen ve parşömenlerdeki resimlere de yansımıştır. Tao esinli tipi temalar, bir balıkçı, oduncu ya da ağacın altında oturan yalnız bir insanı içerir. Konfüçyüs esinli temalar ise, ortak etkinliklere kayılan farklı yaşlardan birçok kişinin resimlerine ve aileye odaklanır. Antik hatta çağdaş Çin’de, farklı bireyler iki yönsemeden birini ötekinden daha çok vurgulamaya yatkındır. Bu tercih, kısmen kişinin yaşamdaki konumuna bağlı olabilir. Her Çinlinin başarılıyken Konfüçyüsçü, başarısız olduğunda Taocu olduğuna dair bir atasözü vardır.
*Zııtlık, çelişki, değişim ve döngüler hakkındaki öğretilerinin yanı sıra Taoculuk; doğanın, kır yaşamının ve yalınlığın derin bir takdiri anlamına geliyordu. Tao bir harikalar, düşlem ve sihir diniydi; doğa ile insan ilişkileri arasındaki bağları anlatarak, evreni anlamlandırıyordu.
*Mutlulluk ideali, Yunanlılardaki gibi kendine özgü yetenekleri özgürce kullanmaya izin veren bir yaşam değil, uyumlu bir toplumsal ağ içinde paylaşılan yalın bir kırsal yaşamdı. Yunan vazoları ve şarap kadehleri muharebeler, atletik yarışmalar ve baküsvari şölenlere ilişkin resimleri sergilerken, antik Çin parşömenleri ve porselenleri aile etkinlikleri ile kırsal zevklere ilişkin sahneleri betimler.
*“Okul” (school) sözcüğü, “boş zaman” anlamına gelen schole diye bir Yunanca sözcükten türemiştir. Boş zaman, Yunanlılar için başka şeylerin yanı sıra, bilginin peşine düşme özgürlüğü anlamına geliyordu. Atinalı tüccarlar, meraklarını tatmin edebilsinler diye oğullarını okula göndermekten mutluluk duyuyorlardı.
*Bir kültüre mensup insanların inançları bir başka kültürde yetişmiş insanlarınkinden farklı olduğunda, bunun nedeni farklı bilişsel süreçlere sahip olmaları değil, dünyanın farklı yanlarına maruz kalmaları veya farklı şeyler öğrenmeleridir.
*Herkes aynı temel bilişsel süreçlere sahiptir. Maori çobanlarının, Kung avcı-toplayıcıların ve noktacom girişimcilerin tümünün algılama, bellek, nedensel çözümleme, kategorileşme ve sonuç çıkarma konusunda kullandığı gereçler aynıdır.
Wobegon Gölü etkisi: Kişinin, kendini ve yeteneklerini ortalamanın üstünde betimleme eğilimi.