
*Ekonomik büyüme köktenciliğinin sancılarını çeken bir gezegende fakirliğin ısrarla sürmesi bile, aklıbaşında insanların, zenginliğin bu yeni dağılımının doğrudan ve dolaylı etkileri üzerinde durup düşünmeleri için yeterlidir.
*Serbest piyasa ekonomisinin temel ahlaki gerekçelerinden biri olan bireysel fayda peşinde koşmanın, ortak faydanın sağlanması için de en iyi mekanizmayı sağlayacağı söylemi böylece şüphe uyandırmakla kalmayıp tamamen yalanlanmış oluyor.
*Artan gelir eşitsizliği sosyal açıdan istenmeyen bir durum olsa da eğer herkes zenginleşiyorsa sorun yaratmayabilir. Ancak ekonomik gelişmenin nimetleri zaten yüksek gelirli olan nispeten az sayıda kişiye gidiyorsa, ki esasen bugün olan da budur, bir sorun oluşacağı barizdir.
*1979 yılında Carnegie’de yapılan bir çalışma çocukların geleceklerinin kendi akılları, yetenekleri, çabaları ya da hırslarıyla değil, büyük ölçüde sosyal çevreleriyle, doğdukları coğrafi konumla ve ailelerinin toplumdaki yeriyle belirlendiğini açıkça gözler önüne sermiştir.
*İnsanlar coğrafi olarak polarize oldukça, birbirlerini daha az tanıyıp daha çok kuruntu yapıyorlar.
*Hayatımız öyle biçimlendirilmiş ki işbirliği ve beraberlik rağbet görmemekle kalmıyor aynı zamanda zor ve masraflı bir seçenek olarak karşımıza çıkıyor.
*“Ekonomik Büyüme” az sayıda insan için servet artışı, sayılamıyacak kadar çok olan diğerleri içinse sosyal statüde ve kendine saygıda hızlı bir düşüş anlamına geliyor.
*Sevgi narsisizmin panzehiridir ya da olabilir.
*Yoklukları bizde derin yaralar açan arzu objeleri artık çok sayıda ve çeşit çeşit; sayıları ve bunlara sahip olma dürtüsü günden güne artıyor. Böylelikle, bu nesnelere sahip olmamanı yol açtığı öfke, aşağılanma, kin ve haset de çoğalıyor.
*Dertlerden uzaklaşıp memnuniyete doğru giden yolda karşılaştığımız tüm sorunların çözümünü mağazalarda arıyoruz.
*Tüketmekten alınan zevkin tam olması hayatın doluluğu anlamına geliyor. Alışveriş yapıyorum, öyleyse varım.
*“Haksız” kelimesi çoğu kişi için çoğunlukla “doğal” olandan ters yönde bir ayrılış anlamına gelmiştir. “Doğal” ne haklıydı ne de haksız; sadece ve sadece “olaylar dizisinin içindeydi,” “olaylarn olduğu” veya olması gerektiği gibiydi.
*Müşteri-ürün modelinden farklı olarak insan-insan ilişkisi simetriktir; ilişkinin her iki tarafı da aynı anda hem “özne” hem de “nesne”dir ve üstlenilen bu roller birbirinden ayrılamaz.
*İdealler ile gerçeklikler, kelimeler ile fiiliyat arasındaki farkın ne kadar büyük olduğunu anlayınca hayretler içinde kalacaksınız.