Modern Ekonomiyi Şekillendiren Elli İcat

Yazar: 
İlk Baskı Yılı: 
Kategori: 
Kitap Hakkındaki Düşüncelerim / Yorum: 

*Modern ekonomilerin özel mülkiyet üzerine kurulu olduğu doğrudur. Çoğu şeyin hukuki açıdan sahibi, genellikle bir kişi veya şirkettir. Modern ekonomiler aynı zamanda özel mülkiyetin iyi bir şey olduğu fikrine dayanır çünkü özel mülkiyet, insanları yatırım yapmaya ve sahip olduklarını (bu ister Amerika’nın orta batısındaki bir parça arazi, ister Kalküta’daki bir apartman dairesi, isterse de Mickey Mouse’un hakları gibi bir parça fikri mülkiyet hakkı olsun) geliştirmeye teşvik eder. Bu, Kızılderililerin gerçekte kendi topraklarında hak sahibi olmadığını iddia edenler tarafından acımasızca ortaya atılan güçlü bir argümandı çünkü Kızılderililer toprağı aktif bir şekilde geliştirmiyorlardı.

 

*Satıcı yorumları, çok önemli ve temel bir işi başarıyorlar: insanların temkinli olma güdüsünü aşmalarına yardımcı olmak. “Satıcı yorumları olmadan eBay bu kadar büyüyebilir miydi, pek emin değilim.” Tabii ki çevrim içi eşleşme platformları varlığını sürdürürdü (eBay de zaten sürdürmüştü) ama belki de otostopun bugünkü durumuna düşebilirdi: Ekonominin tüm sektörlerini dönüştüren, herkesçe yapılan bir faaliyet olmak yerine sıra dışı derecede maceraperest olanlara uygun bir uğraş olurdu.

 

*Birçok işletme, organik arama sonuçlarında üst sıralarda yer almaya bel bağlıyor. Üstelik Google sonuçları belirleyen algoritmayı sürekli değiştiriyor. Google, iyi sonuç alma konusunda genel tavsiyelerde bulunur ancak sonuçların nasıl sıralanacağı konusunda şeffaf değildir, olamaz da; Google bu bilgileri ne kadar açık ederse, dolandırıcılar için işler o kadar kolaylaşır.

Google hakim, jüri ve infaz memurudur... Kuralları çiğneme şüphesiyle cezalandırılırsınız ama kuralların ne olduğunu bile bilmez, sadece tahmin yürütebilirsiniz.” Google’ın algoritmasını nasıl memnun edeceğini anlamaya çalışmak her şeye gücü yeten, kaprisli ve nihayetinde bilinemeyen bir ilahı tatmin etmeye çalışmak gibidir.

 

*Dünyadaki robot nüfusu hızla artıyor. Endüstriyel robotların satışları yılda %13 civarında büyüyor. Bu da robotların “doğum oranı” nın her beş yılda neredeyse iki katına çıktığı anlamına geliyor. Yıllarca, işçilerin daha ucuz olduğu gelişmekte olan pazarlarda “ülke dışında” üretim yapma eğilimi vardı. Şimdi bu eğilim “ülke içinde” üretim yapmak yönünde ve robotlar da bunun bir parçası. Robotlar gittikçe daha çok şey yapıyor. Marul toplayıcılığı, barmenlik ve hastanelerde hademelik yapıyorlar. Yine de kabul etmek gerekir ki henüz bir zamanlar beklediğimiz kadarını yapamıyorlar. Unimate’den bir yıl sonra 1962’de, Amerikan çizgi filmi Jetgiller’de bir robot hizmetçi olan Rosie’nin bütün ev işlerini yaptığı hayali işlenmişti. Bunun üzerinden yarım yüzyıldan daha fazla zaman geçti, peki Rosie nerede? Son zamanlarda kaydedilen ilerlemeye rağmen yakın zamanda gelmeyecek.

 

*Bütün refah devletlerinin ortak noktası şu temel fikirdir: İnsanların sokakta açlıktan ölmesini önleme sorumluluğu ailenin, hayır kurumlarının ya da özel sigortacıların değil, hükümetindir.

 

*Her ebeveyn, bir denge olması gerektiğini içgüdüsel olarak bilir: Koru ama şımartma, bağımlılığı değil direnci geliştir.

 

*Hazır yemeklerin varlığı bazı üzücü yan etkilere sebep oldu. Obezite oranları, yemek pişirmeyle ilgili yeniliklerin gelişimine paralel olarak 1970’lerden yirmi birinci yüzyılın başlarına kadar gelişmiş ülkelerde hızla yükseldi. Sağlık ekonomistleri, bunun tesadüf olmadığını söylüyor çünkü çok kalori tüketmenin maliyeti sadece ekonomik açıdan değil, zaman açısından da önemli ölçüde düştü.

 

*1970’ler ile 1990’lar arasında ABD’de yetişkinlerin aldığı kalori miktarı yaklaşık %10 arttı ancak bu artış, daha kalorili sağlıklı yemeklerin sonucu değildir. Hepsi atıştırmalıklardan kaynaklandı ki bu genellikle işlenmiş hazır gıda anlamına gelir.

Psikoloji ve sağduyu bunun bir sürpriz olmadığını söylüyor. Davranış bilimciler tarafından yapılan deneyler, yemek yemeye ne kadar vakit kaldığına bağlı olarak ne yiyeceğimiz konusunda çok farklı kararlar verdiğimizi gösteriyor. Hazırlaması uzun süren bir öğünün besleyici olması daha muhtemeldir ancak daha dürtüsel kararlar verdiğimizde, atıştırmalık seçimlerimiz besleyici olanlardan ziyade abur cubura yönelir.

Hazır yemeklerin temsil ettiği yiyecek endüstrisi, ekonomimizi iki önemli yolla değiştirdi. Kadınları saatlerce süren ev işlerinden kurtararak kariyer yapmalarının önündeki büyük bir engeli ortadan kaldırdı. Ancak gereksiz kalorilere erişimi daha kolay hale getirerek, aynı zamanda bel çevremizin genişlemesinin de önünü açmış oldu. Şu anda çekilen zorluk ise (pek çok icatta olduğu gibi) bedel ödemeden avantajların keyfini çıkarabilmektir.

 

*2016’da dört ekonomist, ABD emek piyasasıyla ilgili şaşırtıcı bir gerçeği ortaya koyan bir araştırma sundu: Ekonomi güçlü bir şekilde büyüyordu ve işsizlik oranı düşüktü ama yine de çalışabilecek durumda olup yarı zamanlı çalışan ya da hiç çalışmayan gençlerin sayısı şaşırtıcı derecede fazlaydı. Daha da şaşırtıcı olan ise işsizlikle ilgili yapılan pek çok çalışma, işsizliğin insanları tam anlamıyla perişan ettiğini gösterse de beklentilerin aksine gençlerin mutluluğunun artmasıydı. Araştırmacıların bunun nedeniyle ilgili çıkarımı şuydu: Bu gençler ebeveynlerinin yanında yaşayarak onlardan faydalanıyor ve video oyunları oynuyordu.

 

*Pazar araştırmasının keşfi, “üretici odaklı” bir işletme mantığından “tüketici odaklı” bir yaklaşıma geçişin ilk ayak sesleriydi: Bir şeyler üretip daha sonra insanları onları satın almaya ikna etmeye çalışmaktansa, insanların neleri satın alabileceğini öğrenmeye çalışıp daha sonra onu üretme fikriydi.

 

*Bugünlerde mesaj vermek sadece zenginliği göstermekten çok daha karmaşık. Doğaya olan saygımızı göstermek istiyorsak bir Prius ya da güvenlik bilinciyle hareket ettiğimizi göstermek için bir Volvo seçebiliriz. Bu mesajların bir anlam taşımasının tek sebebi markaların yıllardır bilinçli olarak tüketici isteklerini anlamaya, bunlara karşılık vermeye ve bunları şekillendirmeye çalışmasıdır.

 

*Her şeyi değiştirmek de zaman alır, hayal gücü ve cesaret ister, bazen de sadece çok sıkı çalışmayı gerektirir.

 

*Sürekli ürün kalitesini düşürmeden maliyetleri ve fiyatları düşürmenin bir yolunu bulduğu için Billy’yi ve genel olarak Ikea’yı takdir ederler.

 

*GPS konumumuzun birkaç metre kadar sapması hâlâ mümkün. Bu durum, Dünya’nın iyonosfer tabakasından geçerken sinyallerin etkilenmesi sonucunda oluşur. Bu yüzden sürücüsüz araçlarda GPS’in yanı sıra sensörlere de ihtiyaç vardır.

 

*Günümüz ekonomisinin de sağlıkla ilgili endişeler açısından aşağı kalır bir tarafı yok. GDO’lu yiyecekler güvenli mi? Nanopartiküller ne olacak? Kablosuz bağlantı kansere neden olur mu? Bir Alice Hamilton’ın bilge sözleri ile zorluk çıkarma meraklısı bir çatlağın bilgi eksikliğinden kaynaklanan endişelerini birbirinden nasıl ayırabiliriz? Kurşunlu benzin gibi felaketler sayesinde araştırma ve düzenleme yapma konusunda bir şeyler öğrendik ancak sorunun tamamen çözüldüğünü düşünmek aşırı iyimser davranmak olur.

 

*Günümüzde kağıdın kağıttan üretilmesi gitgide yaygınlaşıyor: Çoğu zaman Çin’de uygun şekilde geri dönüştürülüyor. Şangay’ın iki yüz on kilometre güneyinde bulunan Ningbo’daki kağıt fabrikalarında bir karton kutu ortaya çıkar, bir dizüstü bilgisayarı paketlemek için kullanılır ve Pasifik’in karşı kıyısına gönderilir. Burada dizüstü bilgisayar, kutusundan çıkarılır ve kutu Seattle veya Vancouver’daki bir geri dönüşüm kutusuna atılır. Ardından hamur haline getirilip başka bir kutuya dönüştürülmek üzere tekrar Ningbo’ya gönderilir. Kağıt lifleri zayıf ve kullanılamaz hale gelmeden önce bu işlem altı yedi kez tekrarlanabilir.

 

*Fakat biz hâlâ kolektif eylem sorununu çözmeyi, Faraday’in belirttiği gibi “nüfuzlu kimselerin veya yetkililerin” teşkilatlanmasını nasıl sağlayacağımızı bulmayı başaramadık. Çok fazla ilerleme kaydedildi. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre dünyadaki iyileştirilmiş sanitasyon denilen sisteme erişimi olan insanların oranı, 1980’de yaklaşık dörtte birken bugün yaklaşık üçte ikiye yükseldi. Bu ileriye doğru atılmış büyük bir adımdır. Hâlâ iki buçuk milyar insan iyileştirilmiş sanitasyondan mahrum bir şekilde yaşıyor ve iyileştirilmiş sanitasyonun standartları da henüz çok düşük: İyileştirilmiş sanitasyonun tanımı, insan atıklarının insanla temas etmeden hijyenik olarak ayrıştırılmasıdır ancak bu atıkların da mutlaka işlemden geçirilmesi gerekir. Dünyadaki insanların yarısından daha azı, bunu yapan bir sanitasyon sistemine sahiptir.

 

*Politikacıları hızla ve bilgece hareket etmeye teşvik etmek kolay değildir.

 

*Mesele şu ki bu paranın yapımında hangi malzeme kullanılmış olursa olsun, değeri altın ya da gümüş paralarda olduğu gibi yapıldığı malzemenin kıymetinden gelmiyordu. Bunun yerine paranın değeri, sadece hükümetin otoritesinden kaynaklanıyordu. Kağıt paraya, itibari para (fiat money) da denir. Latincedeki fiyat kelimesi “öyle olsun” anlamına gelir. Büyük Han, resmi damga bulunan dut ağacı kabuğunun para olduğunu ve öyle olmasını istediğini ilan etti. Para işte budur.

 

*Bu nadir ama korkunç deneyimler, bazı radikal ekonomistleri itibari paranın asla istikrarlı olamayacağına ikna etti: Kağıt para karşılığında bir miktar değerli metalin alınabildiği altın standardı günlerine geri dönülmesini istediler. Ancak ekonomistlerin çoğunluğu, para arzını altına bağlamanın artık korkunç bir fikir olduğuna inanıyor. Birçok ekonomist, düşük ve öngörülebilir bir enflasyonu sorun olarak görmez ve ekonomik açıdan felakete yol açabilecek bir deflasyon olasılığına karşı koruma bile sağladığını düşünür. Her ne kadar merkez bankalarının her zaman doğru miktarda yeni para basacaklarına güvenemesek de muhtemelen madencilerin doğru miktarda altın çıkarmasına güvenmekten daha mantıklıdır.

Özellikle kriz durumlarında, baskı makinelerini çalıştırabilme imkanı faydalıdır. 2007 mali krizinden sonra ABD Merkez Bankası, enflasyona sebep olmadan ekonomiye trilyonlarca dolar pompaladı. Aslında baskı makineleri sadece metafordu: O trilyonlar, küresel bankacılık sistemindeki bilgisayarlarda tuşlara basılarak yaratıldı. Geniş görüşlü Marco Polo’nun üslubuna benzer bir şekilde söyleyecek olursak: “Büyük Merkez Bankası, Bilgisayar Ekranındaki Rakamları Para Yerine Geçecek Hesap Tabloları Gibi Şeylere Dönüştürüyor.” Teknoloji değişti ama para olarak kullandığımız şeyler şaşkınlık yaratmaya devam ediyor.

 

*Yirmi birinci yüzyılın başlarında Meksika’nın Coahuila eyaletindeki yoksul ailelere, Piso Firme adlı bir sosyal program altında alışılmadık bir yardım yapıldı. Bu yardım okulda bir yer, aşılama, yemek hatta para değildi. Bu, yüz elli dolar değerinde hazır betondu. İşçiler, beton mikseriyle fakir mahallelere gider, ihtiyaç sahibi bir ailenin evinin önünde durur ve püreye benzeyen bu karışımı kapıdan içeriye, oturma odasının ortasına dökerlerdi. Daha sonra ev sakinlerine bu betonun nasıl yayılacağını, pürüzsüz hale getirileceğini ve kuruması için ne kadar süre beklenileceğini anlatırlardı. Ardından bir sonraki eve geçerlerdi.

Piso Firme “sağlam zemin” anlamına gelir ve iktisatçılar bu yardım programını incelediklerinde hazır betonun çocukların eğitimini önemli ölçüde geliştirdiğini buldular. Peki, bu nasıl olabiliyordu? Eskiden evlerin zemini genelde topraktı. Parazit solucanlar toprakta çoğalır, çocukların büyümesini engelleyen hastalıklar yayar ve onları hasta eder. Beton zeminleri temiz tutmak daha kolaydır. Bu yüzden çocuklar daha sağlıklı hale gelmişti, okula düzenli olarak gidebiliyorlardı ve sınav notları düzelmişti.

 

*Tüm vatandaşlara ödenecek evrensel bir temel gelir. Bu, yapay zekanın ve robotların beklenilen potansiyellerine ulaşması ve her türlü işi insanlardan daha iyi yapmaya başlaması durumunda ihtiyaç duyacağımız türden radikal bir düşüncedir. Ancak her yeni fikir gibi bu da yeni sorunlara neden olacaktır: özellikle de bu gelirden kimin yararlanıp kimin yararlanamayacağı sorunu gibi. Sosyal devlet ve pasaport birbirinin destekçisidir ve evrensel temel gelir bazı yönlerden çekici bir fikir olsa da aşılmaz sınır duvarlarıyla karşı karşıya kaldığında daha az ütopik görünmektedir.

Her halükarda benim tahminim, robotların sebep olacağı iş kıyametiyle ilgili endişelerin zamansız olduğudur. Şu anda bu fikir aklımızı çok meşgul ediyor ama burada anlattığımız elli icattan çıkarabileceğimiz son bir ders de daha çok yeni olan bir şeyin büyüsüne hemen kapılmamamız gerektiğidir. Örneğin, 2006’da MySpace, Google’ı geçerek Amerika Birleşik Devletleri’nde en çok ziyaret edilen internet sitesi olmuştu ama bugünkü sıralamada ilk binin içinde bile yer almıyor.