Kültür Değişmeleri ve Batılılaşma Meselesi

İlk Baskı Yılı: 
Kategori: 
Kitap Hakkındaki Düşüncelerim / Yorum: 

Altını Çizdiklerim;

*Doğadaki olaylar gibi sosyal olayların da rastgele ortaya çıkmadığı, olaylar arasında sebep-sonuç bağları olduğu kabul edilir.

*Şahsiyetle toplum ilişkisi, fertle toplum ilişkisine benzemez. Şahsiyetle toplum ilişkisi, tabi olan ve tabi olunan ilişkisi değil, iki bağımsız varlık ilişkisidir. Fert toplumdan etkilenir, toplum içinde kaybolur. Şahsiyet de toplumdan şu ya da bu biçimde mutlaka etkilenir, ama yine de bağımsızlığını korur. Öyle ki zaman gelir toplumu etkiler, onun değişmesine yol açar.

*Güçlenmek isteyen bir toplumun, yüksek ahlak değerlerini benimsemiş ve uzmanca bilgiler edinmiş ideal sahibi şahsiyetlere ihtiyacı vardır.

*Gelenekler ve tarih bir millete başarma hüneri, yaşama gücü ve güven verir.

*İşlerini sürekli olarak Batılı milletlerinn belirledği şartlarda yapmak zorunda kalan bir millet, şeklen bağımsız görünme noktasında olsa bile iradesi kısıtlanmış yani fiilen bağımlı hale gelmiş olur.

*Meşrutiyet Devri’nin batıcı aydınları, bilimi kendi içinde bir değer olmaktan çok dine ve geleneğe karşı bir kuvvet olarak görmüştür.

*Önce fikir, birikmiş gözlemlerle tutarlı olmalıdır. İkinci olarak da fikir, tahkik edilebilir olmalıdır; yani doğruluğunu ya da yanlışlığını gösterecek bir test işlemini beraberinde getirmelidir.

*Batı’nın üstünlüğü, objektif bir olgu olarak soğuk kanlılıkla ve akılcı bir biçimde gözlenmez. Üstünlüğün kaynağı  tam anlaşılamadığı için etkisi duygusal olur. Üstünlüğün kabulü ile birlikte hayranlık başlar. Batı’ya hayranlık, gittikçe kötüleşen siyasi ve iktisadi durum karşısındaki acizlik ve çaresilikle birleşince,  sonuç aşağılık duygusu olur.

*Lale Devri’nin özelliği, acı realiteden bir nevi kaçışı ifade etmesidir. Geçmişin dertleri, geleceğin endişe ve kaygıları sanat, debdebe ve ihtişam havası içinde zevk ve sefa ile unutulmaya çalışılır. Bu arada Avrupa ezici bir üstünlük kazanır. Batı’nın üstünlük sebebi hala anlaşılamadığı için, hayran olunan Batı’ya yönelişte, Avrupalıları şeklen taklit etme, onlara benzeme çabaları ön plana çıkar.

*Coğrafi keşifler yoluyla yeni ticaret yollarının açılması ve ham madde kaynağı ülkelerin ele geçirilmesi, o suretle meydana gelen servetin şehirlerde gelişen yeni bir girişimci sınıfın elinde toplanması gibi faktörler, buhar makinesi ve otomatik dokuma tezgahı gibi icatlarla birleşerek sanayi inkılabına yol açtı; bu da Avrupa’nın siyasi gücünü artırdı. Bilim asıl ondan sonra, teknolojik ilerlemenin sürekliliğini sağlama konumuna geldiği zaman yeni ekonomik  gelişmede kritik faktör oldu. Böylece, ekonomik gelişme ortamında bilim, teknolokideki sürekli gelişmeyi doğurdu;  teknoloji, ekonomik gelişmeyi hızlandırdı; teknolojik ve ekonomik gelişme askeri gücü, ekonomik ve askeri güç de siyasi gücü belirledi.

*Toplum, maddi alanda bir ihtiyacı daha iyi tatmin eden yeni bir unsura direnmez.

*Toplumda her türlü faaliyet birbirine bağlı olarak iş görmekte ve gelişmektedir. Gerçekten, bu faaliyetlerden herhangi birindeki gelişme diğerlerini de etkileyecek, onların da gelişmesine yardımcı olacaktır.

*Bütün medeniyetler bir inanç ve bir ahlak nizamı koymuştur. Her bir medeniyet, kendi inanç ve ahlak nizamı çerçevesinde kültür eserleri meydana getirmiştir.

*Hars halk kültürüdür. Tehzib ise, yüksek tahsil görmüş, yüksek bir terbiye ile yetişmiş aydınlara özgüdür. Ziya Gökalp hars ile tehzib arasında iki türlü fark görür. Birinci fark, harsın “demokratik,” tehzibin “aristokratik” olmasıdır. İkinci fark, harsın “milli,” tehzibin “milletlerarası” olmasıdır.

*Batı medeniyetinin ne olduğunu kavrayamadık. Gözümüze çarpan kültür öğelerini rastgele aldık. Sarsılan medeniyetimizin karşı koyamadığı yabancı kültürlerin istilası, bizi medeniyet bunalımına düşürdü. Onun için artık toplumumuzun dengeli, ahenkli bir biçimde yapılanmış belli bir hayat tarzı yok;  her biri kendi içinde tutarsızlıklar gösteren ve birbiriyle uyuşmayan birçok hayat tarzları var.

*Terbiye, içgüdüleri yok etmiyor; onları yok etmek biyolojik anlamda hayatı yok etmek olurdu. Terbiyenin başardığı iş, içgüdüleri yönetecek manevi kuvvetleri geliştirmektir.

*İlk ve hakiki medeniyet kaynağı Allah’ın terbiyesidir, Din dediğimiz şey işte bu terbiyedir.

*Biyolojik ihtiyaçların tatmini maksadını aşmayan küçük sosyal birimler, bütün zamanlarını ve çabalarını hayatta kalma mücadelesine harcamak zorunda olduklarından ilkel bir düzeyde kalmaya mahkum olur.

*Medeniyet, toplum hayatını doğuran ve toplum hayatının bütünlüğünü sağlayan birleştirici bir inanç ve ahlak nizamı oluyor; kültür ise, o çerçeve içinde toplum hayatı yaşayan insanların gerek doğa içinde gerek sosyal hayatta ortaya koydukları maddi ve manevi her türlü ürün oluyor.

*Medeniyet kaynaktır; ortaya çıkan ürünler ise kültürü oluşturur.

*Batı medeniyeti denilen alaşım, eski Roma medeniyeti, Hristiyanlık ve hümanizm (ondan kaynaklanan bireycilik) terkibi bir inanç ve ahlak nizamıdır.

*Toplumlar, kendi inanç ve ahlak nizamlarını titizlikle korurken, başka medeniyet dairelerindeki toplumlardan uygun gördükleri kültür ürünlerini serbestçe almıştır. Çünkü, başka bir medeniyet çerçevesinde meydana gelen kültür ürünlerinin hepsinin bir toplumun kendi medeniyetine mutlaka aykırı olması düşünülemez.

*Türk milleti mensup olduğu İslam medeniyeti çerçevesinde, Batı medeniyetinden, kendi inancı ve ahlak nizamı ile bağdaşan her kültür öğesini alabilir.

*Batı medeniyeti bilim ve teknikle bir tutulamaz. Bilim ve teknik, başka bir inanç ve ahlak nizamı olan Batı medeniyetinde önemli bir kültür öğesidir; fakat o medeniyetin esası değil, o medeniyet içinde yalnızca bir kültür öğesidir.

*Hayatın gereklerine göre bir milletin kültürü değişir. Çünkü kültür bütünüyle hayattır. Yaşarken insanın zihniyle ve eliyle meydana getirdiği her şey kültürdür. Önemli olan, kültürün kendine has bütünlüğünü, istikrarını ve seçiciliğini sağlayan medeniyet kaynağını muhafaza etmek ve kültür değişmesini, medeniyetin gayesine ve gereklerine uygun olarak yapmaktır.