
Altını Çizdiklerim;
*Geçmişe kıyasla, hastalık, acı ve ölüm gibi deneyimlerin oldukça uzağındayız; bunun yanında kişisel güvenlik de görülmedik ölçüde artmış durumda; ama korku giderek hayatımızda daha çok yer kaplıyor. Neden? Hiçbir bilimsel kanıt olmasa da, insanlar arasındaki korku dolu rivayetler, kullanılan dil, istisnai olayların genele dair bir durum gibi yansıtılması, psikolojik etkenler v.b. Nadir ve istisnai olaylara dayanılarak herşeyin olabileceğinin ispatlanmaya çalışılması, medyanın veya insanların müstesna ve nadir adli olayları patlatma cazibesine karşı koyamaması, abartılarak sunulan gizli, görünmez ve giderek kötüleşeceği iddası ile ortaya atılan tehlikeler ile 'tehlike enflasyonu' oluşturulması, "Yabancılarla dolu dünya-gelecekle ilgili kaygılar-bilmenin imkansızlığı-çaresizlik-sınırların kabulü-kontrol duygusunun azalması-panik" döngüsünün sürekli beslenmesi.
*Kendi çaresizliliğiyle barışık hale gelen toplum, bireyin kendini belirleme gücüne olan inancını yitirir.
*Kendi yaşamını kontrol etmeye çalışan insanlara kaçık gözüyle bakılır. Profesyonel uzmanlar bu kontrol çabasına “mükemmeliyetçilik sendromu” damgasını vurur.
*Kendi başına kalan bireyin eleştirel bir düşünüş geliştirecek cesareti toplamak yerine, güvensizlik duygusunun altında ezilmesi daha muhtemeldir.
*Dolayısıyla günümüz toplumunun belirleyici özelliği bireyin görülmemiş bir biçimde gelişmesi değil, hem kolektivite duygusunun hem de bireysel azmin zayıflamasıdır.
*Ortak çaba ve yaşam duygusu bir kere yitirilince, her şey farklı bir gözle görülür. Diğer insanlar arkadaş değil yabancıdır artık.
*Geçmişte kolektif kimliklerden beslenen özgüven yok oldu.
*Sınırsız egoizmin yıkıcı sonuçlarını gözden kaçıran bu hırs kültürü, temel toplumsal dayanışma biçimlerinin parçalanmasının ve güvenin zayıflamasının sorumlusu olarak kabul edilir.
*Bir araya gelme becerisinin temelinde ortak değerlerin sağlamlığı vardır.
*Durkheim’a göre, kendi çıkarını güden içten pazarlıklı bireyler toplumsal dayanışmaya zarar veriyordu. Durkheim, bu tehlikeden kaçınmak için toplumun, işbirliği duygusuna ve insanları bir arada tutan ikincil kurumlara ihtiyaç duyduğunu belirtiyordu. Bu tür ikincil kurumlar-kilise, kooperatifler ve meslek odaları gibi-kolektif ağlar oluşturarak kişinin kendi çıkarını gerçekleştirmesini de kolaylaştırırdı.
*Danışmanlar, birçok bakımdan, yüzyıllar boyunca insanların korkularını körükleyerek yaşamış rahipleri andırıyor.
*Bütün “yardımcı” profesyonellerin varoluş gerekçesi müşterilerinin güçsüz olduğudur.
*İnsan ilişkilerinin profesyonelleşerek başkalaşması süreci, uzmanlara olan talebi sürekli olarak artırır.
*Gündelik yaşamın profesyonelleşmesinin insan ilişkileri açısından birçok önemli sonucu var. Profesyonelleşme süreci, bir ilişkinin taraflarının tavsiye alabileceği yeni bir uzman otoritesinin doğmasını sağlar.
*Otoriteye güvenin sarsılması sadece politika, din ve kültür alanlarıyla sınırlı değil. Doktorluk, bilim adamlığı, vb. birçok meslek prestij ve otoritesini yitirmiş durumda.
*En nadir ve istisnai olaylara dayanarak her şeyin olabileceği ispatlanmaya çalışılıyor.
*Davranışlarımızın tıbbi terimlerle betimlenen kısmı büyüdükçe, insan eylemine ayrılan alan daralıyor.
*Toplumsal roller sürekli değişirken ve neyin doğru neyin yanlış olduğu tamamen belirsizken, insanların geleceklerinden emin olmaması gayet doğaldır. Bütün bu süreçler bireyselleşme sürecini derinleştirir.
*Temel davranış normlarına dair bir uzlaşmanın olmayışı, yaşamın belirsiz olduğu hissini daha da körüklüyor.
*Bireyi toplumdaki diğer insanlara bağlayan kurumların nispeten zayıf oluşu yalıtılmışlık halini daha da yoğunlaştırıyor. Bireyselleşen kişi kendisini daha korumasız hissediyor.
*Bireyselleşme süreci hiç de yeni bir olgu değil. Cemaatlerin ve eski dayanışma biçimlerinin parçalanması, örgütlü dinin gerileyişi, coğrafi hareketlilik ve şehirleşme kapitalizmin gelişmesinin temel öğeleri.
*Ekonomik koşullardaki değişim emek piyasasını güvensiz hale getirmiş ve toplumsal hizmetlerin sağlanması sorumluluğu büyük ölçüde devletten bireyin omuzlarına kaymıştır. İşin ve toplumsal hizmetlerin bireye kalması yaşam mücadelesini kişisel bir sorun haline getirmiştir.
*Giderek yaygınlaşan danışmanlık benzeri, tedavi yöntemleri, insanların, kendini riske sokan yaşantılarla birlikte yaşamasını sağlamak üzerine kuruludur.
*Risk algısı insanın yaşadığı değişim deneyimleri tarafından şekillendirilir.
*Geçmişte belirli sorunların çözümü olarak görülen devlet müdahalesi, günümüzde toplumun birçok sorununun nedeni olarak kabul ediliyor. Değişim ise, daha genel bir düzlemde, sorunların çözümü değil kaynağı olarak algılanıyor.
*Risklerin toplumdan bağımsız olmadığı sanırım gayet açık. Tehlikeler insanları güç ve nüfuzları ölçüsünde etkiler.
*İnsanlığın karşısında duran bütün sorunlara rağmen, bugün tarihte görülmemiş ölçüde güvenli bir dünyada yaşıyoruz.
*Günümüzde risk duygusunda enflasyon yaşanmasına sebep olan yegane teknolojik olgu medya değildir.
*Medya, toplumun riski algılayış biçiminin şekillenmesinde ciddi bir rol oynar.
*Kamuoyu, en saçma gerekçelere dahi müthiş ilgi gösterebiliyor.
*Önemsiz bir sorunun medyada bu kadar ilgi görmesinin nedeni, “nadir görülen bir tehlikenin yaygın bir tehlikeye göre daha fazla haber değeri taşıyor olmasıdır.”
*Korku kültürü insanları birbirlerine yabancılaştırıyor. Bu kültür, insanların toplumun karşı karşıya olduğu sorunlarla mücade etmelerini engelleyen bir şüphe atmosferi yaratıyor.
*Korku kültürünün en olumsuz sonuçlarından biri, herhangi bir yeni sorun veya zorluğun bir ölüm kalım meselesine dönüştürülmesi.
*Korku zihinlere hakim hale gelince, dünyadaki sorunlar ve zorluklar abartılmaya ve olası çözüm yolları göz ardı edilmeye başlanır. Korku ve panik kendi kendini haklı çıkaran bir dinamiğe sahiptir.
*Teoride her şey mümkün olduğu için de, teorik risklerin ardı arkası kesilmiyor.