
Altını Çizdiklerim;
*Kapitalist olmayan piyasalara, örneğin kendi işgüçlerinin sahibi olan ve kendi işgüçlerinin ürünlerini değiş tokuş eden küçük üretici piyasalarına sahip olmak mümkündür.
*Bir nesnenin özü keşfinden önce gelir. Bir nesnenin görünüşü bize doğrudan özüyle ilgili bilgi vermez.
*Piyasa hem ahlak dışı hem de akıl dışıdır. Çok farklı amaçlara ve iyilik anlayışı konusunda çok farklı amaç ve inançlara sahip bireylerin birbirleriyle işbirliği yapmasına olanak sağlar.
*Bir birey için, peşinden koşabileceği iyiliklerin sınırları vardır. Bireyler kapasite, zaman ve kaynak sınırlarıyla karşı karşıyadır, bunlar iyilik peşinde koşan bireye pratik seçimler dayatır.
*Bir birey bazı arayışlarında başarılı olmak için gereken kapasiteden yoksun olabilir. Bir çok etkinlikte kusursuz bir kapasiteye sahip bir kişi hepsinde kusursuzluğu nadiren yakalar. Bir iyiliğin peşinden koşmak, ötekilerde başarıyı devre dışı bırakır. Üstelik bazı etkinlik grupları ötekilerle uyuşmayan bir yaşam biçimi yaratır: Bir insan hem tefekküre hem de eyleme dönük bir yaşam süremeyebilir. Son olarak bu tür etkinliklerin peşinden koşulması öteki ilişkilerle çatışabilir. Böyle çatışmalar bireysel yaşamlarda pratik ikilemler doğurur. Bu tür durumlarda algoritmik bir prosedür yoktur- akılcı seçim kişinin kendine özgü kapasitelerini, başarı olasılığını, farklı etkinliklerin göreli iyilik derecelerini, her etkinliğin getireceği hazları vb. değerlendirme temelinde yapılır. Bireysel yaşamların sınırlamaları bu tür seçimleri bize dayatır.
*Refah argümaları piyasa ekonomilerinin savunulmasında merkezi bir yere sahip olmuştur.
*Refah önceliklerin tatminiyle karakterize edilir, o halde o kişi için belli bir öncelik ne kadar güçlüyse, bu öncelik tatmin edildiği zaman refah artışı o kadar fazla olur. Bir kişi için belli bir malın ne ölçüde öncelikli olduğu, kişinin bu önceliğin tatmini için yapmak istediği marjinal ödemeyle ölçülür.
*Teori... tümüyle zevk ve acı hesabına dayanır: Ekonominin amacı en az acı maliyetiyle haz satın alarak mutluluğu en çoğa çıkarmaktır.
*Hayali mallar “(1) özellikler ve dolayısıyla kapasiteler hatalı bir şekilde aslında bunlara sahip olmayan şeylere atfedildiği zaman ya da (2) aslında var olmayan insan ihtiyaçlarının var olduğu varsayıldığı zaman” ortaya çıkar.
*Bir malı mal yapan şey, hakiki ihtiyaçları karşılayacak hakiki kapasiteleridir. Bu tür mallar yalnızca maddi malları değil, dostluk, konukseverlik, sevgi ve akrabalık da dahil olmak üzere insanın iyi yaşamını oluşturan ilişkileri de kapsar.
*Refah önceliklerin tatmini olarak tanımlanıyor.
*Neoklasik ekonominin kökleri faydacılıktadır; çeşitli üretim ihtiyaçları ve gücü olan, toprağa ve diğer maddi kaynaklara sahip belirli bir nüfus veriliyken: işgücünü üretim faydasını en çoğa çıkaracak şekilde kullanmak gerekir.
*“Özgürlük” sözcüğünün “pozitif” anlamı, bireyin kendi efendisi olma isteğinden kaynaklanır. Kendi hayatımın ve kendi kararlarımın bana bağlı olmasını isterim. kendi kendimin aracı olmak isterim, başka insanların iradi edimlerinin değil. Özne olmak isterim, nesne değil; kendime ait nedenlerle, bilinçli amaçlarla harekete geçmek isterim. Her şeyin ötesinde düşünen, isteyeni kendi seçimlerinin sorumluluğunu taşıyan ve bunları kendi düşünce ve amaçlarına gönderme yaparak açıklayabilen aktif bir varlık olarak kendimin bilincinde olmak isterim.
*İstekleri ve itkileri kendisine ait olan-kendi kültürünün geliştirdiği ve değiştirdiği kendi doğasının ifadeleri olan-bir insanın bir karaktere sahip olduğu söylenebilir. İstek ve itkileri kendisine ait olmayanların karakteri yoktur.
*Başkalarının keyfi iradesine maruz kalmış dönemler, yaşamın ertelendiği ve zamanın tutuklandığı dönemlerdir: “Keyfiyete maruz kalan kişi, zamanın akışında askıya alınmıştır; bir sonraki anın ona ne getireceğini… beklemesi gerekir. Kendi anlarını kullanma hakkına sahip değildir.”
*Projelere, bir cemaate, düşünce ve değerlere bağlılığını, değişen modayla birlikte giysi değiştirir gibi kolayca değiştiren kişi, bir kimlikten yoksundur.
*Bir insanın kim olduğu artık bir projeler ve kişinin bu projeleri gerçekleştirme kapasitesi meselesi değil, daha çok bir görüntüler ve bunları satın alma kapasitesi meselesidir.
*Denir ki, postmodern bireylerin kimliklerine karşı oyuncu tutumları vardır.
*Metaların kullanım değeri için değil görüntü nedeniyle satın alındığı iddiasını ticaret toplumunun ilk teorisyenleri, Smith ve Hume savunur.
*J.S. Mill Utilitarianism’de tüketicinin yargı gücünün sınırlarını inceleyip yüksek ve düşük zevkler arasındaki daha ünlü ayrımı ortaya koyarken, yüksek zevki zihinle, düşüğü beden ve fizikle özdeşleştirir.
*Fukuyama’nın yeni etkili kitabı The End of History and the Last Man, tarihi tek bir büyük arzunun dışavurumu olarak sunar: tanınma arzusu, thumos. Modern topluma geçiş formel olarak farklı iki istek biçimi arasındaki mücadeledir: megalothymia, başkalarından üstün olarak tanınma isteği ve isothymia, başkalarıyla eşit olarak tanınma isteği. Birincisi aristokratik idealle, ikincisi modern demokratik kapitalist toplumlarla yan yanadır.
*Burjuva piyasalar dünyasıyla aristokratik onur dünyası arasındaki çatışma on sekizinci ve on dokuzuncu yüzyıl İngiltere’sindeki kültürel değişimlerde önemli bir rol oynamıştır.
*Birinci Dünya Savaşı’ndan hemen önceki dönem, hem Avrupa hem de ABD açısından sendikacılığın doruk noktası olmuştu.