Yaratıcı Tür

İlk Baskı Yılı: 
Kategori: 
Kitap Hakkındaki Düşüncelerim / Yorum: 

Altını Çizdiklerim;

*Geleceğin temeli, bugünden atılıyor. Bundan sonraki büyük fikirler, şu anda çevremizi sarmış olan şeylerin bükülüp, parçalanıp, harmanlanmasıyla belirecek.

*Rönesans Avrupası’nda yaşayan birçok ressam, tablosuna masalların ve İncil’de geçen öykülerin değişmez, güçlü ve görkemli sembolü olan aslanı katmıştı.

*Uygar dünya, kuşaktan kuşağa üst üste yığılan “şöyle olursa ne olur” senaryolarının ürünüdür.

*Yaratıcı düşünce yapısının her yönü sanatlar aracılığıyla öğretilebilir; sanat bükme, parçalama ve harmanlama için bir eğitim kampı gibidir.

*On altıncı yüzyıl Napoli’sinde öksüz ya da muhtaç durumdaki bir çocuksanız kendinizi Kilise’nin hayır kuruluşları tarafından işletilen bir yetimhanede bulabilirdiniz. Napoli’deki dini kuruluşlar, bakımları altında olan çocuklara pazarlanabilir bir beceri öğretmeyi görev edinmişlerdi. Günümüzde, bilgisayar programcılığı gibi bir şey olabilirdi bu beceri ama o zamanlar, müziksel doğaçlamaydı. O dönemde müziğe öyle bir talep vardı ki iyi eğitimli bir yorumcu, kentin opera ve katedrallerinde, hatta asilzadelerin bir araya geldiği toplantılarda çalarak, kendisine iyi bir geçim düzeyi sağlayabilirdi. (Günümüzde müzik okulları için kullandığımız “ konservatuar” sözcüğü, İtalyancada “yetimhane” anlamına gelen conservatori’den türemiştir.)

*Doğuştan gelen yetenek, toplumlar arasında ayrım gözetmez.

*Bükme, parçalama ve harmanlama süreçleri için etkili birer antreman aracıdır çeşitleme.

*Güç, çeşitlendirme ve çeviklikte yatar.

*Dünya öngörülemez biçimde değişmektedir. Ayakta kalmayı başaranlar, becerilerini yeni ihtiyaçlar ve yeni olanaklar karşısında koruyan ve bu gereksinimlere karşılık verebilenlerdir.

*Üretken olmanın tek bir yolu yoktur. Sovyet bilim insanları, Google’ın açık ofis sisteminin sağladığı türden bir ortamda çalışmamışlardı. Nasa bilim insanları işe eşofmanla değil, gömlek, kumaş pantolon ve kravatla giderlerdi. Ve buna rağmen uzaya çıkabildiler.

*Başarısızlık başta olursa ucuza, sonda olursa pahalıya mal olur.

*Benjamin Frankin’in dediği gibi: “Herkes aynı biçimde düşünüyorsa, kimse düşünmüyor demektir.”

*Yaşam ilerledikçe bazı şeyler öğrenirsiniz ve bunlardan biri de dünyanın herkesi yaraladığıdır.

*Seçenek üretmek yaratıcı sürecin temel taşlarından biridir.

*Güzellik ile simetri arasındaki ilişki bir mutlak değildir. On sekizinci yüzyıl Avrupa’sında popüler olan Rokoko sanatı nadiren simetrik özellikler gösterir; Zen bahçeleri ise simetri yokluğundan dolayı değer taşır.

*Öngörülebilir olan ile şaşırtıcı olan arasındaki sürekli çekişmenin içinde yaşarız.

*Aradığımız, aslında aşinalık ile yenilik arasındaki can alıcı noktayı yakalamaktır.

*Yaratıcılığın sınır tanımadığını varsaysak bile, beyinlerimiz ve ortaya çıkardıkları ürünler toplumsal olgularca biçimlendirilir.

*Yaratıcılık eylemi hikayenin yalnızca yarısıdır: diğer yarısı, yaratının sunulduğu topluluktur. Yenilik tek başına yetersizdir; ürünün toplumda yankı bulması da gereklidir.

*Bronz Çağı böyle başlar: Bakır ve kalay karışımı, silah ve zırhlar kadar, madeni para, heykel ve çömleklerde de tercih edilen malzemedir artık.

*Eski Roma’da, borçlarını ödeyemeyip alacaklılara kendilerini köle olarak sunan kişiler için kullanılan “addict” (bağımlı) sözcüğü, sonunda madde bağımlılığıyla ilişkilendirilir hale gelmiştir. Kişi, bağımlılığının (addiction) kölesidir.

*Sanat ve teknolojide aradığımız şey yalnızca beklentilerin karşılanması değil, şaşkınlık duygusudur.

*Umut, yaratıcı spekülasyonun bir biçimidir. Dünyayı olduğu gibi değil, olmasını istediğimiz gibi hayal ederiz. Farkında bile olmadan, yaşamımızın büyük bir parçasını varsayımsal dünyada geçiririz.

*Kurguladığımız senaryolardan biri dışında hiçbiri, hatta belki biri bile gerçekleşmeyecektir ancak kendimizi seçeneklere hazırlayarak, geleceğe daha esnek tepkiler vermemiz mümkün olacaktır.

*İnsanlar, alışkanlıkları yansıtan otomatik davranışlar ile alışkanlıkları yenilgiye uğratan yönlendirilmiş davranışların rekabeti arasında yaşarlar.

*Yarattıklarımız, öncüllerine büyük ölçüde benzese de bir dönüşüm vardır ortada. Öngörülebilirliğin fazlası bizi görmezden gelmeye iterken, sürprizin fazlası da aklımızı karıştırır.

*Aslında ödül sisteminde devreye giren nörotransmiterler (sinirsel ileticiler), sürpriz unsurunun düzeyine bağlı durumdadır: Düzenli ve öngörülebilir zaman aralıklarıyla verilen ödüllerin beyinde yarattığı etkinlikler, gelişigüzel ve öngörülemeyen zamanlarda verilen ödüllerle kıyaslandığında çok daha azdır. Şaşırma hali doyurucudur.

*İnsanlar, çevrelerindeki her şeye neden bu kadar çabuk uyum sağlarlar? Bunun nedeni, tekrar baskılaması (repetition suppression) adı verilen bir olgudur.

*Yeniliğin sonu yoktur çünkü hiçbir zaman doğru olan şeyle değil, bir sonraki şeyle ilişkilidir. İnsanlar geleceğe yaslanır ve asla bir noktada yerleşip kalmazlar.

*Dengeli bir eğitim, becerileri olduğu kadar hayal gücünü de besler.