İslam Medeniyetinin Temelleri

İlk Baskı Yılı: 
Kategori: 
Kitap Hakkındaki Düşüncelerim / Yorum: 

Altını Çizdiklerim;

*Medeniyetimizi, diğer uygarlıklardan ve toplumlardan ayıran en ayırt edici özellik, birlikte yaşama kültürünün barış ve insani değerler üzerine bina edilmiş olmasıdır.

*Arif olanların sözleri sıradan insanlarından ziyade hal ehlinedir. Onların kal/söz ehline söyleyecek sözleri bulunmaz.

*“Tevazuda toprak gibi ol”mayı öğütler Mevlana.

*Yüzü asık ve somurtkan kara toprak, nice güzel yüzlere hayat verir. Suyun ona katık olması, güneşin ona dost olması, estetik ve ihtişamın huzura çıkmasına vesile olur.

*Devletli kişi, Hacı Bektaş katında, canını gaflet girdabından sakındıran, kendini bilen kimsedir. Nitekim kendini bilmek, huzurda olmak ve kabri mekan kılmak, devletli kişilere özgü sıfatlardır. Bu anlamda devlet; edep, akıl ve güzel ahlakın bir araya gelmesidir. Üç özelliğin bulunduğu kişiler, ulu zatlardır.

*Hacı Bektaş’a göre; Dedikodu, dava ve şüphe abidlerindir. İbadet, korku, ümit ve ilme’l-yakin’ zahidlerindir. Fakat tefekkür, sohbet, velayet beklemek ve “ayne-l-yakin” ariflerin; münacaat, müşahede ve ‘hakka’l-yakin’ muhiblerindir.

*Hacı Bektaş’a göre; Abidlerin ibadetleri: Namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek, hacca gitmek, seferberlik olunca gaza eylemek, cenabetten gusul ederek temizlenmek ve nefse ait arzuları istemeyip dünyayı terk ederek ahireti sevmektir. Bunlar avam (halk) taifesidir ve işi-gücü birbirlerini incitmektir. Kibir, hased, buğz, cimrilik ve düşmanlık bunlarda her zaman görülür.

*Hacı Bektaş’a göre Şeriat, neyin haram ve helal, neyin de temiz veya pis olduğunu gösteren dini hükümlerdir.

*Hacı Bektaş-ı Veli’nin insanları belli başlı dört gruba ayırarak, tanıtırken kullandığı abid, zahid, arif ve muhib kelimeleri, tasavvufi kaynaklarda tasavvuf ehli için kullanılan tabirlerdir.

*Ka’be, yolun kaybedilmemesi için bir işaret taşıdır.

*Yahya b. Muaz’a, “Kul, rıza makamına ne zaman ulaşır?” sorulduğunda muamelelerinde kendisini şu dört esasa bağladığı ve “Verirsen kabul eder, vermezsen razı olurum. Beni terk edersen ibadet, davet edersen icabet ederim, dediği zaman” cevabını vermiştir.

*Kulun rızası, Allah’ın onun hakkında takdir ettiği kazasının iki türlü tecellisi (vermesi ve vermemesi) karşısında kalbinin eşit durumda bulunmasıdır. Yani, kulun “ kahrın da hoş lütfun da hoş” diyebilme mertebesine ulaşmasıdır.

*İslam tasavvufunda ise nefs; insanı dünyadaki geçici varlıklara, gösterişe, maddeye ve tutkulara meylettiren, bundan dolayı her daim iradenin kontrolünde olması gerekli olan bir iç eğilimdir.

*Taassub, ihtiras ve cehalet hakikati görmeye perdedir.

*Kur’an, ilim sahibi, her şeye hükmeden, her şeye gücü yeten bir Yaratıcı’nın eylemleri üzerinde tefekkür etme ve bilgi sahibi olmayı, imana giden yolun ilk evresi olarak kabul etmiştir.

*Akıl kelimesi, Kur’an’da isim olarak değil, fiil olarak yer almaktadır.

*Ermenilere, Osmanlı’da “amira” sınıfı denilir.

*İspanya’dan ayrılmakla karşı karşıya kalan Yahudiler, önce Hollanda ve İtalya gibi Avrupa ülkelerine göç ettiler. Ancak orada dini ve insani kimliklerine yapılan baskılar neticesinde Osmanlı Sultanı II. Bayezid’in İmparatorluğun kapısını açmasıyla barış ve özgürlük topraklarına sığındılar.

*İlk olarak Türkmen aşiretleri arasında yaygınlık kazanan Bektaşilik, Yeniçeri ocağının tarikatı durumuna gelmişti.

*Hz. Peygamber, hiçbir zaman intikam almaz, bunu da “Rabbim bana, intikam alacak gücüme rağmen düşmanlarımı affetmemi; benimle ilişkisini kesenle görüşmemi; ve beni mahrum bırakana vermemi emretmiştir” şeklinde ifade ederdi.

 

Postnişin, tarikatlarda, dergâhta posta oturan, yani o dergâhın başında bulunan şeyhe verilen isim.