
Altını Çizdiklerim;
*Karun’un Mısır’da Firavun ve Haman’la işbirliği sayesinde statü ve ekonomik güç bakımından son derece iyi durumda olmasına rağmen Musa ile birlikte Mısır’dan çıktığı anlaşılıyor.
*Karun’un Musa’nın amcası olduğu söyleniyorsa da, ehl-i ilim ve ehl-i kitap yetkilileri, Hz. Musa’nın amcasının oğlu olduğunda birleşmektedirler.
*Karun’un Mısır’da Firavun tarafından İsrailoğulları’na başkan tayin edildiği, onun hesabına çalıştığı, zengin olduğu, İsrailoğulları’na zulmettiği tarzında gelen rivayet, onun Firavun dönemindeki durumu hakkında bize ışık tutmaktadır.
*Hz. Musa ile birlikte Mısır’dan çıkan İsrailoğulları’ın büyük bir kısmının Hz. Musa’yı tümüyle tasdik ederek çıkmış olmadıklarını, bunların asıl amaçlarının Firavun zulmünden ve son derece ağır çalışma hayatından kurtulmak olduğunu, çıkış sonrası İsrailoğulları tarafından meydana getirilen olayları da dikkate alarak söyleyebiliriz.
*Tezkiye, bilindiği gibi, temizlenme; küfür, şirk ve azgınlıktan arınma.
*Firavunlar Mısır’ında öldükten sonra dirilmeye inanıldığı, gerek nakillerden, gerekse Firavunlar tarafından yaptırılan anıt mezarlara/piramidlere, dirilince kullanılmak üzere, gömülen eşyalardan anlaşılıyor.
*İnşaallah teriminin bir insan tarafından tabii ve içten söylenmesinin peygamberlik yolunda kazanılması gerekli bir özellik ve ulaşılması zorunlu bir merhale olduğu düşünülebilir. Nitekim Kur’an’da “Hiçbir şey hakkında da: ‘Ben bunu muhakkak yarın yaparım’ diye asla söyleme. Ancak sözünü Allah’ın dilemesine bağlayarak söyle, unuttuğun zaman yine Rabbini an, yani İnşaallah de” denildiği gibi, bu ayetin sebeb-i nüzulü olarak zikrolunan, Yahudilerin teşvikiyle Hz. Peygamber’e ruh, Ashan-ı Keyf ve Zülkarneyn hakkında sorulan bir takım sorulara, İnşaallah demeden, yarın cevap vereceğim demesi ve bu nedenle vayhin bir süre gecikmesi olayı, bu konuda bizi berraklığa ulaştırmaktadır.
*Musa’nın isminin asıl anne ve babası tarafından konulamayacağını, olayların seyrine bakarak, hemen söyleyebiliriz. Zira onların çocuklarının olduğunun haber alınması demek, çocuğun ölümü demekti. Bu itibarla ismin Firavun sarayında konulduğu rahatlıkla söylenebilir. Ayrıca ismin taşıdığı mana onun sudan bir sandukayla geldiğini ifade ettiğine göre, ismin bebeğe bu olayı yaşadıktan sonra konulmuş olacağı açıkça anlaşılmaktadır. Verilen ismin, bebeğin nereden ve ne ile geldiğini belirtme özelliğine sahip olduğunu biliyoruz. Çünkü Musa ismi Mu ve Sa lafızlarından terekküp etmiştir. Mu kıbti dilinde su, Sa ise ağaç anlamlarına gelmektedir. Bu terkiple bebeğin yaşadığı serüvenin özetlenmiş olduğu anlaşılıyor.
*Hz. Musa’nın annesinin annelik tarafının ağır basmasıyla, Allah’ın kendisine yaptığı, “sana onu geri getireceğiz” vaadini dahi unuttuğu, sadece Musa’yı düşünen bir ruh hali içinde sabahladığı, bu arada şeytanın kendisini aldatmaya yönelik fısıldamalarına maruz kalarak büyük bir infiale kapıldığı anlaşılmaktadır.
*İsrailoğulları, diğer bir adlandırmayla Yakuboğulları’nın Peygamber Yusuf’un Mısır’da etkin bir göreve gelerek yerleşmesinden sonra Mısır’a geldiklerini Kur’an bildirir.
*İsrailoğulları’nın da Mısır’da yaşayan topluluklardan biri olduğunu biliyoruz. Ancak yönetimde yer almadıkları gibi, mevcut yönetim tarafından zaafa uğratılmak üzere birtakım planların uygulanmasına muhatap olarak mustad’af kılınmak istenen bir sınıfı teşkil ettikleri, kıbtilerden ayrı bölgede yaşadıkları ve tüm yönetici sınıfların üretim ve hizmet yükünü çeken bir sınıf oldukları bilinmektedir.