
Altını Çizdiklerim;
*Doğada kendin olmak kolaydır; çimenler, ağaçlar ve gökyüzüne karşı cesur bir yüz takınmanıza gerek olmaz.
*Duygular tıpkı hava durumu gibi sürekli değişir.
*Gerçek şu ki dolu dolu bir hayat yaşamak yalnızca “iyi hissettiren” duyguları değil, tüm insani duyguları deneyimlemek anlamına gelir.
*Acı veren duygular konusunda toplum bizi iyi eğitmedi, Bizler tepki vermenin yalnızca iki yolunu, yani kontrol etmeyi ya da kontrol edilmeyi öğrenerek büyüdük.
*Boğuşmayı bırakmak düşüncelerimizi, duygularımızı ve anılarımızı ortaya çıkarak bunlara alan açmak, düşünce, duygu ve anılarımızın istedikleri gibi gelip gitmelerine ya da kalmalarına izin vermek anlamına gelir. Bu durumda bizi itip kakmalarına ya da ortamdan koparmalarına izin vermez, enerjimizi onlarla savaşmak ya da onlardan kaçmak için harcamayız.
*İnsanlarda “savaş” tepkisi öfkeyi, kızgınlığı, kırgınlığı ya da hiddeti; “kaç” tepkisiyse korkuyu, endişeyi, güvensizliği ya da paniği besler. Buna karşılık, “don” tepkisi uyuşukluğa, hareketsizliğe, ilgisizliğe ve yorgunluğa yol açar.
*Demir atmak bir öz şefkat eylemidir, çektiğiniz acıya karşılık vermenin şefkatli ve destekleyici bir yoludur.
*Her gününüzü topladığınız hasada göre değil, ektiğiniz tohumlara göre değerlendirin.
*Olumsuz düşünmek, normal bir insan zihninin normal psikolojik sürecidir.
*Sahip olduğumuz gerçeklikle sahip olmayı tercih ettiğimiz gerçeklik arasındaki fark ne kadar büyük olursa, zihnimiz o oranda itiraza başlar.
*Temel olarak cüzzam, bedende birçok olumsuz etkisi olan bakteriyel bir enfeksiyondur. En kötü etkilerden biri de kollarda ve bacaklarda ciddi sinir hasarı yaratmasıdır.
*Bazen otonom sinir sistemimiz bizim yerimize bir karar verir, duygularımızı “keserek” yerini uyuşukluğa bırakır.
*“Dikkat dağıtma” (distraction) kelimesi, Latince “ayrı” anlamına gelen dis ve “çekilmek” anlamına gelen trahere kelimelerinden gelir. Dolayısıyla “dikkatimizi dağıtmaktan” bahsettiğimizde, hoş olmayan ya da istenmeyen bir şeyden “ayrıldığımızı” kastederiz. Acı veren duygulardan uzaklaştığımızda, acı içindeki bedenimizden “ayrılırız”.
*Merakın birbirinden çok farklı iki türü olduğunu belirtmeliyim. Bir fare ya da maymun üzerinde deney yapan bir bilim adamınınki gibi soğuk, mesafeli, umursamaz bir merakın yanı sıra hasta bir hayvanı nasıl iyileştireceğini bulmaya çalışan nazik bir veterinerinki gibi sıcak ve şefkatli bir merakda mevcuttur.
*Duygulardan kaçınmak ve kurtulmak için ne kadar çok çaba ve enerji harcarsanız, o kadar yorgun ve tükenmiş olursunuz.
*Şahsen “bilinçli farkındalığı” şu şekilde tanımlıyorum: “Etkili bir hayat için açıklık, merak ve esneklikle ilgilenmeyi gerektiren bir dizi psikolojik beceri.” Demir atarken, faydasız hikayelerden kurtulurken, zor duygulara yer açarken, deneyimlerimize esnek bir şekilde tepki veririz, mevcut olanla açıklık ve merak tavrıyla ilgileniriz; başka bir deyişle, bilinçli farkındalık pratiği yaparız.
*Zihnimizle tartışmaya ya da onu susturmaya çalışmayın; böyle yaparsanız zihniniz daha çok karışır.
*Çektiğimiz acıların normal insan deneyimi olduğunu kendimize hatırlatmamızda fayda vardır.
*İstenmeyen anılar ortaya çıktığında bunları fark edin, isimlendirin, bunlara izin verin ve kendinize nazik davranın.
*Beyinde “silme düğmesi” yoktur. Haliyle acı veren anıları ortadan kaldırmanın hiçbir yolu da yoktur. Ama kendinize nazik davrandıkça ve anılarınızın zorluk çekmeden mevcut olmasına izin verdikçe, zamanla muhtemelen iki şeyi fark edeceksiniz: Size sıkıntı veren anılar daha az ortaya çıkacak ve etkileri giderek kaybolacak.
*Değerler nasıl davranmak istediğimizi, hedeflerse ne elde etmek istediğimizi tanımlar. Değer odaklı değil, amaç odaklı bir toplumda yaşıyoruz.
*Hedefler sahip olmak, elde etmek ya da başarmak istediklerimizi tanımlarken; değerler kendimize, başkalarına ya da etrafımızdaki dünyaya nasıl davranmak istediğimizi anlatır.
*Hayatımızı düşüncelerimizle değil, eylemlerimizle yaratırız.
*Yaratıcı ve öğrenmeye açık olmanın tatminini yaşamaya çalışın.
*Durup öylece suya bakarak denizi geçemezsiniz.
*Günlerimizi sürekli gerçeklikle savaşarak geçirirsek çok geçmeden tükeniriz.
*İngilizcede “forgive” kelimesi iki ayrı kelimeden türemiştir: “before/önce” ve “give/vermek”. Yani bağışlamak basitçe, “kırgınlık/kızgınlık hakim olmadan önce hayatı kendimize geri vermek anlamı taşır.
*Başka biriyle duygusal ve psikolojik yakınlık kurmak iki şeyi gerektirir: açık ve gerçek olmak. Yani “diğerinin içeri girmesine “ izin vermenizin yanı sıra gerçek düşünce ve duygularınızı saklamak yerine paylaşmanız gerekir.
*Toplumumuz daha iyi bir hayat için bütün zorlukları yüklenmemiz, kişiliğimizi ve düşünce biçimimizi temelden değiştirmemiz gerektiği fikriyle bizi bombardımana tutuyor.
*Sadece düşünerek alışkanlıkları değiştiremeyiz.
Sahip olduğumuz şeylere karşı takdir duygusu geliştirmek aslında oldukça basittir. Tek yapmamız gereken, belli bir açıklık ve merakla dikkatimizi vermektir.
*Gerçeğin her tokadı bizi gelişmeye davet eder. Daveti geri çevirirsek hayatımızın daha da kötüleşeceği kesindir.
*Yaşama ayrıcalığının bir parçası da öğrenme ve gelişme fırsatına sahip olmamız ve bundan son nefesimizi verene kadar her zaman ve her yerde yararlanabilmemizdir.