Duygusal Çeviklik

Yazar: 
İlk Baskı Yılı: 
Kategori: 
Kitap Hakkındaki Düşüncelerim / Yorum: 

*duygusal çeviklik (emotional agility)

*Yakın tarihli bir çalışma, son dakikada hazırlanması gereken öğle yemeği sepeti, önemli bir konferans konuşması yapmanız gerektiği sırada biten telefon şarjı, hep geç kalan tren, ödemesi gereken fatura yığınları gibi düşük seviyeli günlük stresin beyin hücrelerini on yıl kadar daha erken yaşlandırdığını bulmuş.

*Bu arada tüketici kültürümüz, bizi rahatsız eden şeylerin çoğunu kontrol edebileceğimiz veya düzeltebileceğimiz, bunları yapamadıklarımızı da fırlatıp atmamız ya da yerine yenisini koymamız gerektği, fikrini destekler.

*Aslında olumsuzluk normaldir. Bu temel bir gerçektir. Zaman zaman olumsuz düşünmek üzere donatılmışızdır.

*Yeni ve zor bir şey denerken tökezlemek kötü değildir, hatta hayranlık duyulacak bir şeydir.

*Tekrar ediyorum, problemimizin bir kısmı sadece düşüncelerimizin işlenme biçimi bile olabilir.

*Davanızda haklı olduğunuzun kabul edilmesi ya da size haksız muamele edildiğinin onaylanması ihtiyacının ısrar etmesine izin verirseniz sizden yıllar çalabilir.

*Farkındalık ve kabulle tam olarak kendimizi gösterdiğimizde en kötü şeytanlar bile genellikle geri çekilirler. Korkutucu şeylerle sadece yüzleşerek ve onlara bir isim vererek çoğu kez güçlerini ellerinden almış oluruz. Halatı birakarak halat çekme savaşına bir son vermiş olursunuz.

*Bir yere ulaşabilmenin tek yolu kabulü uygulamaya geçirmektir.

*Aslında insana dair en büyük paradokslardan birisi şu anda olanı kabul etmeden kendimizi ya da şartları değiştiremeyeceğimizdir. Kabul, değişimin ön koşuludur. Bu da dünyaya var olduğu gibi olması için izin vermek anlamına gelir çünkü ancak dünyayı kontrol etmeyi bıraktığımızda onunla uzlaşabilriz. Bu olduğunda sevmediğimiz şeyleri yine sevmeyebiliriz, sadece onlarla savaşmayı bırakmış oluruz. Savaş bittikten sonra da değişim başlayabilir.

*Suçluluk duygusunun olmaması sosyopatları tanımlayan özelliklerinden biridir.

*Ne yazık ki içinde yaşadığımız tüketimden beslenen postmodern çevre bize akıllı telefon ve büyükboy kahve satmakla, bizim fiziksel veya duygusal sağlığımızı geliştirmekten daha fazla ilgileniyor.

*Reklamcılığın temel işi bizi memnuniyetsiz hissettirmek, böylece ihyiacımız olsun olmasın, bizim için iyi olsun olmasın bir şeyleri istememizi sağlamaktır. Kendini kabul ve öz duyarılılık ticareti hareketlendirmez. Bu yüzden sürekli kendimizi başkalarıyla karşılaştırmak ve kaçınılmaz bir şekilde yetersiz hissetmek durumuyla karşı karşıya kalırız.

*Eski toplumlar geniş ailelerin teşvik ve desteğini, küçük köylerin dengeli sosyal yapısını sunuyordu insanlara.

*Kendimiz keşfetmek yerine etrafta gördüklerimizi uygulamak çok daha kolay ve hızlıdır.

*Kişisel değerlerinizi bilirseniz ve genellikle onlara uygun yaşarsanız, kendinizden memnun olma olasılığınız da artar. Kendi tanımınıza göre başarılı olduğunuz için kendinizi başkasıyla karşılaştırmanız gerekmez.

*Cesaret korkunun olmaması değil, korkuyla yürümektir.

*Değerleriniz doğrultusunda olan hamleleri daha çok seçtikçe hayatınız daha canlı, etkin ve anlamlı hale gelecektir.

*Seçimin doğasında kayıp vardır. Seçmediğiniz yoldan vazgeçersiniz ve her kayıpta belirii oranda acı, keder ve hatta pişmanlık bulunur.

*Doğa evrimi sever, devrimi değil.

*Ne olacağı önceden kestirilemeyen bir ilişkide yumurta kabuğundaymış gibi hassas davranmak zorunda kaldığımızda yaratıcı olma, uygun şekilde tepki  verme ve gelişme becerimizi kısıtlayan şekillerde strese girebiliriz.

*Duygusal çeviklik, aşırı yeterlilik ile aşırı zorluk arasında dengeyi bulmayı gerektirir. Bu da tahterevalli ilkesidir.

*Risk konusunda karar verirken tanıdık olana yöneliriz.

*Ucuz heyecanların (ve hatta rahatlık veren şeylerin) bedeli ağır olabilir.

*Psikologlar ve öğreme uzmanları, ustalığın zaman yatırımından çok bu yatırımın kalitesiyle ilgili olduğu konusunda hemfikir.

*Kimse stres veya rahatsızlık yaşamadan önemli gördüğü bir yere varamaz.

*İngilizler “soğukkanlılıklarıyla” ünlüdür. Turist tişörtlerine “Sakin Ol ve Devam Et.” gibi şeyler yazarlar. Bu, “İşler güçleştiğinde güçlüler yola devam eder.” demenin kibar bir yoludur.

*Benimle olduğum yerde buluştular, benim olmamı istedikleri yerde değil.